Bir sanığın evinde yapılan aramada CMK m.119/4'e aykırı olarak arama tanığı bulundurulmamıştır. Ancak sanık, soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki savunmalarında, arama sonucunda ele geçirilen suç eşyasının (örneğin uyuşturucu maddenin) kendisine ait olduğunu ikrar etmiştir. Bu durumda, hukuka aykırı arama ile elde edilen maddi delil, sanığın ikrarı ile birleştiğinde mahkumiyet hükmüne esas alınabilir mi?
Bu konu tartışmalı olmakla birlikte, Yargıtay'ın güncel yaklaşımına göre mahkumiyet hükmüne esas alınabilir. Hukuka aykırı arama sonucu elde edilen maddi delil, tek başına delil olarak kullanılamaz. Ancak sanığın, bu delilden tamamen bağımsız, özgür iradesiyle ve baskı altında olmadan yaptığı 'ikrarı', yeni ve hukuka uygun bir delil olarak kabul edilir. Bu durumda mahkumiyet, hukuka aykırı delile değil, sanığın hukuka uygun olarak elde edilen ikrarına dayandırılmış olur. Hukuka aykırı delil (uyuşturucu madde), sadece ikrarın konusunu ve maddi gerçeği teyit eden bir yardımcı unsur haline gelir. Burada kritik olan, ikrarın gerçekten özgür iradeye dayanıp dayanmadığıdır. Eğer sanık, hukuka aykırı delilin zaten elde edilmiş olması nedeniyle çaresizlik içinde veya 'nasılsa yakalandım' düşüncesiyle ikrarda bulunmuşsa, bu ikrarın 'zehirli ağacın meyvesi' olduğu ve dolayısıyla geçersiz olduğu da savunulabilir. Ancak Yargıtay, genellikle sanığın müdafii huzurunda veya mahkemede yaptığı özgür iradeye dayalı ikrarı, hukuka aykırı delili 'temizleyen' ve mahkumiyet için yeterli gören bir yaklaşım benimsemektedir. Anayasa Mahkemesi'nin 15.04.2015 tarihli, 2013/2392 numaralı kararında da, sanığın suç eşyasının zilyetliğini inkar etmemesi, delillerin sıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun olmadığı şeklinde yorumlanmıştır. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/aramada-iki-islem-taniginin-hazir-olmamasi.html)