Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/1146 E. sayılı kararında, fuhuş yapıldığı ihbarı üzerine bir konutta yapılan aramada, CMK m.119/4'e aykırı olarak arama tanığı bulundurulmamıştır. Mahkeme, sanıkların mahkumiyetine karar verirken arama sonucunda elde edilen delilleri değil, 'dosyadaki tanık ifadeleri ve mağdure beyanını' hükme esas aldığını belirtmiştir. Bu durumda, hukuka aykırı arama, yargılamanın sonucunu etkiler mi? 'Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir' ilkesi bu olaya nasıl uygulanır?
Bu durumda hukuka aykırı arama, yargılamanın sonucunu etkileyebilir. Sorunun çözümü, mahkemenin hükme esas aldığını belirttiği tanık ve mağdur ifadelerinin, hukuka aykırı aramadan bağımsız olarak elde edilip edilemeyeceğine bağlıdır. 'Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir' (fruit of the poisonous tree) ilkesine göre, sadece hukuka aykırı yöntemle doğrudan elde edilen delil değil, bu delil sayesinde ulaşılan diğer deliller de (ikincil deliller) hukuka aykırı hale gelir ve kullanılamaz. Olayda, evdeki tanıkların ve mağdurun kimlikleri ve dolayısıyla onlardan ifade alınması, bizzat hukuka aykırı arama işlemi sırasında gerçekleşmiştir. Yani, bu tanıklar ve mağdur, 'zehirli ağacın' (hukuka aykırı aramanın) 'meyveleri'dir. Eğer savcılığın bu kişilere, hukuka aykırı arama dışında, tamamen bağımsız bir kaynaktan (örneğin ihbarı yapan kişinin verdiği isim listesi gibi) ulaşması mümkün değilse, onların ifadeleri de hukuka aykırı delil kabul edilmelidir. Dolayısıyla, mahkemenin 'tanık ifadelerine dayandım' demesi, bu ifadelerin kaynağının hukuka aykırı arama olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu durumda, hukuka aykırı arama ve onun sonucunda elde edilen tüm deliller (hem maddi deliller hem de tanık beyanları) dışlandığında geriye mahkumiyet için yeterli delil kalmıyorsa, sanıkların beraat etmesi gerekir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/aramada-iki-islem-taniginin-hazir-olmamasi.html, CGK-2016/1146 E., 2020/68 K.)