CMK m.170/2, Cumhuriyet savcısının iddianame düzenleyebilmesi için 'yeterli şüphe'nin varlığını şart koşmaktadır. Metinlerdeki açıklamalara göre 'yeterli şüphe' ile soruşturmayı başlatan 'basit şüphe' arasında nasıl bir nitelik farkı vardır? Bir savcının, 'ben iddianameyi düzenleyip davayı açayım da mahkeme değerlendirsin' şeklindeki bir yaklaşımla, zayıf delillere dayanarak dava açması, CMK m.160 ve m.170'in hangi ruhuna aykırıdır?
İki şüphe derecesi arasında niteliksel bir yoğunluk farkı vardır. 'Basit şüphe' (CMK m.160/1), bir suçun işlendiği izlenimini veren, soyut ve başlangıç düzeyindeki bir şüphedir ve soruşturmanın başlaması için yeterlidir. 'Yeterli şüphe' (CMK m.170/2) ise, soruşturma sonunda toplanan delillerin, şüphelinin yargılama sonunda mahkum olma ihtimalinin, beraat etme ihtimalinden daha kuvvetli olduğunu gösterdiği, daha somut ve yoğun bir şüphe derecesidir. Kamu davası açılabilmesi için bu derecede bir şüpheye ulaşılması gerekir. Savcının 'mahkeme değerlendirsin' yaklaşımı, CMK'nın ruhuna temelden aykırıdır. Çünkü: 1) CMK m.160/2, savcıya sadece aleyhe değil, lehe delilleri de toplama ve maddi gerçeği araştırma görevi yükler. Bu, savcının bir 'filtreleme' görevi olduğunu gösterir. Zayıf deliller ve lehe deliller karşısında dava açmak, bu görevin ihlalidir. 2) CMK m.170, savcının yeterli şüpheye ulaşması halinde iddianame düzenlemesini bir 'görev' olarak yükler, ancak bu, yeterli şüphe yoksa dava açmaması gerektiği anlamına da gelir. 3) Bu yaklaşım, Anayasa ile korunan 'lekelenmeme hakkı'nı ihlal eder. Kişilerin, yeterli delil olmadan sanık sıfatıyla bir ceza davasının yükü altına sokulması, başlı başına bir hak ihlalidir. Bu nedenle, savcının görevi, her şüpheyi davaya dönüştürmek değil, sadece yargılanmayı gerektirecek yoğunluktaki şüpheleri mahkeme önüne taşımaktır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/cmk-m-160-kapsaminda-cumhuriyet-savcisinin-gorevi)