Sanık ve müdafii, bölge adliye mahkemesi kararına karşı ayrı ayrı süresinde temyiz dilekçesi vermiştir. Yargıtay, sadece müdafiin temyiz talebini inceleyerek ve bu talebi reddederek hükmü onamış, sanığın kendi dilekçesini ise hiç değerlendirmemiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine konuyu ele alan Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2023/590 E. sayılı karar), bu durumu neden hukuka aykırı bulmuştur? Sanığın ve müdafiin kanun yoluna başvurma hakkı arasındaki ilişki nedir?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu durumu adil yargılanma hakkı ve kanun yollarına başvurma hakkının (CMK m.260) ihlali olarak görmüştür. Hukuki gerekçeleri şunlardır: 1) Bağımsız Başvuru Hakkı: CMK m.260'a göre, sanık ve müdafii, kanun yollarına başvurma konusunda birbirinden bağımsız ve ayrı haklara sahiptir. Müdafiin başvurusu, sanığın başvuru hakkını ortadan kaldırmaz veya tüketmez. 2) Farklı Gerekçeler Olanağı: Sanık ve müdafii, temyiz dilekçelerinde farklı hukuki veya maddi gerekçeler ileri sürebilirler. Sanık, müdafiin değinmediği veya farklı bir perspektiften ele aldığı bir konuyu gündeme getirebilir. Sadece müdafiin dilekçesini incelemek, sanığın ileri sürdüğü potansiyel hukuka aykırılıkların denetlenmemesi anlamına gelir. 3) Adil Yargılanma ve Etkin Başvuru Hakkı: Anayasa m.36 ve AİHS m.6 ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kararlara karşı etkin bir başvuru yolunu da içerir. Sanığın süresinde yaptığı temyiz başvurusunun hiç değerlendirilmemesi, bu hakkın özünü zedeler. YCGK, bu gerekçelerle, Özel Dairenin onama kararının kaldırılarak, dosyanın sanığın temyiz taleplerini de kapsayacak şekilde yeniden incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. Bu, sanığın iradesinin müdafiin iradesinden bağımsız ve doğrudan dikkate alınması gerektiğini gösteren önemli bir içtihattır. (Kaynak: zulkufarslan.av.tr/sanigin-hukmu-temyiz-etmesi/, YCGK E.2023/590, K.2024/139)