CMK m.160/2, Cumhuriyet savcısına 'şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplama' ve 'şüphelinin haklarını koruma' yükümlülüğü getirmektedir. Bu hükmün, savcının 'iddia makamı' olma rolüyle çeliştiği iddia edilebilir mi? Savcının, şüphelinin lehine olabilecek bir tanığı veya belgeyi araştırmaması durumunda, bu eksiklik kovuşturma aşamasında nasıl bir sonuç doğurur ve 'silahların eşitliği' ilkesi bu durumdan nasıl etkilenir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #132339

CMK m.160/2, savcının sadece bir iddia makamı olmadığını, aynı zamanda adil yargılanma hakkının bir güvencesi olarak maddi gerçeği objektif bir şekilde araştırmakla yükümlü olduğunu ortaya koyar. Bu durum, savcının rolüyle bir çelişki değil, modern ceza muhakemesinin bir gereğidir. Savcının, şüphelinin lehine olan delilleri kasten veya ihmalen toplamaması, adil/dürüst yargılanma hakkının (Anayasa m.36, AİHS m.6) ve özellikle 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkelerinin ihlaline yol açar. Kovuşturma aşamasında bu eksiklik fark edildiğinde, mahkemenin bu delilleri re'sen veya talep üzerine toplaması gerekir. Eğer mahkeme de bu talebi reddederse, Anayasa Mahkemesi'nin 2021/2754 başvuru numaralı kararında da belirtildiği gibi, savunma makamı iddia makamına göre dezavantajlı bir konuma düşürüleceği için adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş olur. Ayrıca, toplanmayan lehe delillerin varlığı, iddianamenin 'yeterli şüphe' (CMK m.170/2) standardını karşılamadığı gerekçesiyle iadesine veya kovuşturma sonunda beraat kararı verilmesine neden olabilir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/cmk-m-160-kapsaminda-cumhuriyet-savcisinin-gorevi, sen.av.tr/tr/makale/silahlarin-esitligi-ve-celismeli-yargılama-ilkelerinin-ihlali)