Çevrenin taksirle kirletilmesi suçunda (TCK m. 182), alıcı ortamların (toprak, su, hava) her birinin kirlenmesine ilişkin yasal düzenlemeler (yönetmelikler) farklılık göstermektedir. Bu durum, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi açısından nasıl bir önem taşır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #131214

'Suçta ve cezada kanunilik' ilkesi (TCK m. 2), bir fiilin suç sayılabilmesi için kanunda açıkça tanımlanmış olmasını gerektirir. TCK m. 182, suçun unsurlarından biri olarak 'teknik usullere aykırılığı' belirtmiş ve bu usullerin belirlenmesini idari düzenlemelere (yönetmeliklere) bırakmıştır. Bu, 'çerçeve kanun' tekniğidir. Alıcı ortamların her biri için farklı yönetmeliklerin olması, kanunilik ilkesi açısından şu önemi taşır: Bir eylemin suç olup olmadığını belirlemek için, sadece TCK metnine bakmak yetmez, o eylemin yapıldığı tarihte yürürlükte olan ve o alıcı ortama (toprak, su veya hava) ilişkin spesifik yönetmeliği bulmak ve eylemin o yönetmelikteki bir standardı, limiti veya yasağı ihlal edip etmediğini tespit etmek zorunludur. Örneğin, Yargıtay kararlarında sıkça vurgulandığı gibi, fekal atığın 'suya' bırakılması Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'ne göre suç oluştururken, aynı atığın 'toprağa' bırakılması Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği'ne göre suç oluşturmamaktadır. Yönetmelikte yasaklanmayan bir eylem, TCK m. 182'yi oluşturmaz. Bu durum, suçun unsurlarının belirlenmesinde idari düzenlemelerin ne kadar kritik olduğunu ve hakimin mutlaka bu yönetmelikleri incelemesi gerektiğini gösterir.