Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2014/36709 sayılı kararında, köpek bakım çiftliğinden kaynaklanan fekal atıkların çevreye yayılması eyleminin TCK m. 182'yi oluşturmayabileceği, ancak 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilebileceği belirtilmiştir. Bu değerlendirmenin arkasındaki hukuki mantık nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #131199

Bu değerlendirmenin arkasındaki hukuki mantık, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi ve 'normlar hiyerarşisi'dir. Yargıtay kararında detaylıca açıklandığı gibi, TCK m. 182'nin uygulanabilmesi için atığın 'ilgili yönetmeliklere' göre alıcı ortamı kirletici nitelikte olması gerekir. Suç tarihi itibarıyla yürürlükteki Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği ve Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik, 'fekal atığı' veya 'hayvan dışkısını' toprağı kirleten atıklar listesinden çıkarmış veya kapsam dışı bırakmıştır. Bu nedenle, fekal atığın toprağa verilmesi, TCK m. 182'nin aradığı 'teknik usullere aykırılık' unsurunu taşımamaktadır ve bu suç oluşmaz. Ancak bu, eylemin tamamen yaptırımsız kalacağı anlamına gelmez. Yargıtay, daha özel ve idari nitelikteki kanunlara bakılması gerektiğini belirtmiştir. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu m. 5/2, hayvan sahiplerine 'çevre kirliliğini ve insanlara verilebilecek zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirleri alma' yükümlülüğü getirmiş, m. 28/b ise bu yükümlülüğe uymayanlara idari para cezası öngörmüştür. Ayrıca, bu eylem çevreyi kirletmese bile, 'çevreyi rahatsız etme' niteliği taşıyorsa Kabahatler Kanunu m. 36 (Gürültü) veya m. 41 (Çevreyi kirletme - atık atma) kapsamında da değerlendirilebilir. Kısacası, ceza kanunundaki suçun unsurları oluşmuyorsa, daha alt düzeydeki idari yaptırımları öngören özel kanunların veya kabahatler hukukunun uygulanıp uygulanamayacağı tartışılmalıdır.