Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/5199 K. sayılı kararında, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebligatının usulsüz olması, sanığın denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine 'uygun davranmamakta ısrar ettiği'nin kabul edilememesine nasıl bir hukuki zemin oluşturmuştur?
Bu durum, hukuki bir yükümlülüğün doğabilmesi için öncelikle o yükümlülüğü getiren kararın hukuken geçerli bir şekilde kişiye bildirilmesi gerektiği temel ilkesine dayanır. Kararın tebligatı usulsüz ise, hukuken muhatabına ulaşmamış sayılır ve o karardan doğan yükümlülükler de başlamaz. Dolayısıyla, sanığın hukuken başlamamış bir yükümlülüğe uymaması ve bu uymamada 'ısrar' etmesi de söz konusu olamaz. Israr, bilinen bir yükümlülüğe karşı bilinçli bir direnişi gerektirir. Tebligat usulsüz olduğu için, sanığın yükümlülüklerini bildiği varsayılamaz. Bu nedenle Yargıtay, ısrar koşulunun gerçekleşmediğine ve bu gerekçeyle kamu davası açılamayacağına karar vermiştir (or.av.tr/kanun-yararina-bozma-nedir-2/).