'Muris muvazaası' olarak tanımlanan hukuki durumun, nispi (mevsuf) muvazaanın bir türü olarak nitelendirilmesinin sebebi nedir? Bu tür davalarda ispat yükü kime aittir ve yargı organları muvazaanın varlığını tespit ederken hangi objektif olgulardan yararlanır?
Muris muvazaası, nispi muvazaanın bir türüdür çünkü miras bırakan, görünüşte bir satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaparken, aslında gerçek iradesi bu taşınmazı bağışlamaktır. Yani, taraflar arasında gerçekte bir gizli bağış sözleşmesi bulunmaktadır ve görünürdeki işlem (satış) bu gizli işlemi örtmek amacıyla yapılmaktadır (Yargıtay İBK 1.4.1974, 1/2). İspat yükü, muvazaa iddiasını ileri süren, yani miras hakkı çiğnenen mirasçıya aittir (TMK m. 6, HMK m. 190). Yargı organları muvazaanın varlığını tespit ederken şu objektif olgulardan yararlanır: ülke ve yörenin gelenekleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin olup olmadığı, davalı yanın alım gücünün bulunup bulunmadığı, tapudaki satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fahiş fark ve taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişkiler (www.zulkufarslan.av.tr/muris-muvazaasina-dayali-tapu-iptali/).