TCK'nın 102. maddesinin gerekçesinde, 'Evlilik birliği, eşlere sadakat yükümlülüğünün yanı sıra, karşılıklı olarak birbirlerinin cinsel arzularını tatmin yükümlülüğü de yüklemektedir.' ifadesi yer almaktadır. Bu ifadenin, aynı maddenin ikinci fıkrasında 'Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.' hükmüyle birlikte değerlendirilmesi, kanun koyucunun evlilik içi cinsel saldırıya yaklaşımını nasıl ortaya koymaktadır?
Bu iki ifadenin birlikte değerlendirilmesi, kanun koyucunun evlilik içi cinsel saldırıya ikili bir yaklaşımla baktığını ortaya koymaktadır. Bir yandan, madde gerekçesindeki ifade, evliliğin cinsel bir birlikteliği de içerdiğini ve eşlerin bu konuda birbirlerine karşı yükümlülükleri olduğunu kabul etmektedir. Ancak bu yükümlülük mutlak ve sınırsız değildir. Gerekçenin devamında 'cinsel arzuların tatminine yönelik talepler açısından tıbbi ve hukukî sınırların olduğu muhakkaktır' denilerek bu sınıra işaret edilmiştir. Diğer yandan, TCK m. 102/2'deki düzenleme, bu sınırların aşılarak eşe karşı vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle cinsel saldırıda bulunulmasını açıkça 'suç' olarak tanımlamaktadır. Bu, evliliğin cinsel saldırı için bir 'muafiyet' veya 'hukuka uygunluk nedeni' olmadığının net bir kabulüdür. Ancak suçun takibinin mağdur eşin 'şikayetine' bağlanması, kanun koyucunun aile içi mahremiyete bir ölçüde saygı gösterdiğini, devletin bu alana ancak mağdurun iradesiyle müdahale etmesini tercih ettiğini ve aile birliğinin korunması ile mağdurun korunması arasında bir denge kurmaya çalıştığını göstermektedir. Kısacası, kanun koyucu evlilik içi cinsel saldırıyı suç olarak tanımakta, ancak takibini mağdurun iradesine bırakarak aile kurumunun özel yapısını dikkate almaktadır.