Bir yabancının, menşe ülkesindeki genel şiddet ortamı (iç savaş gibi) nedeniyle değil de, kişisel bir durumu (örneğin, siyasi muhalif olması, etnik bir azınlığa mensup olması) nedeniyle kötü muamele riski altında olduğunu iddia etmesi, AYM ve İHAM nezdindeki başvurusunun kabul edilebilirliği açısından ne ifade eder? Bu durum, ispat külfetini nasıl etkiler?
Bu durum, başvurunun kabul edilebilirliği açısından kritik öneme sahiptir ve başvurunun ciddiye alınma ihtimalini önemli ölçüde artırır. Metinde, başvurucunun iddialarını 'somutlaştırması' ve 'kişiselleştirmesi' gerektiği vurgulanmaktadır. Sadece menşe ülkedeki genel şiddet ortamına dayanmak, riskin her vatandaş için aynı düzeyde olduğu anlamına gelmez ve soyut bir iddia olarak kalabilir. Ancak başvurucu, kendi kişisel durumuna (siyasi muhalif kimliği, etnik kökeni, dini inancı, cinsel yönelimi, geçmişte yaşadığı bir olay vb.) dayanarak, kendisinin genel nüfustan farklı olarak 'özel' ve 'yoğunlaşmış' bir risk altında olduğunu ileri sürdüğünde, iddia 'savunulabilir' ve 'ciddi' bir nitelik kazanır. Bu durum ispat külfetini de etkiler. Başvurucu artık sadece ülkedeki genel durumu kanıtlamakla yetinmez; kendi kişisel durumunu ve bu durumun menşe ülkedeki otoriteler tarafından bilinmesinin kendisi için nasıl bir tehlike yarattığını somut delillerle (parti üyeliği, yazıları, hakkındaki bir soruşturma, benzer durumdaki kişilerin yaşadıkları vb.) desteklemek durumundadır. Bu tür kişiselleştirilmiş bir iddia, mahkemelerin derinlemesine bir risk analizi yapmasını zorunlu kılar.