Cinsel saldırı suçunda 'sükunetin ikrar anlamına gelmeyeceği' ilkesi, özellikle mağdurun korku veya şok nedeniyle kendini ifade edemediği durumlar için geçerlidir. Bu ilkenin, failin TCK m. 30 kapsamındaki 'hata' savunması üzerindeki etkisi ne olur?
'Sükunetin ikrar anlamına gelmeyeceği' ilkesi, failin TCK m. 30'daki 'hata' savunmasını önemli ölçüde zayıflatır. Hata savunmasının temelinde, failin mağdurun davranışlarından 'kaçınılmaz' bir şekilde rıza sonucunu çıkarması yatar. Mağdurun sessiz kalması veya direnememesi, objektif olarak 'tereddütsüz rızaya işaret eden' bir davranış değildir. Tam tersine, bu durum korku, şok, çaresizlik gibi birçok farklı nedenden kaynaklanabilir ve rıza yokluğunun bir göstergesi dahi olabilir. Dolayısıyla, failin, mağdurun sadece sessiz kalmasından veya direnmemesinden yola çıkarak rızasının var olduğu sonucuna varması, 'kaçınılabilir' bir hatadır. Bir başka deyişle, makul ve dürüst bir kişi, bu tür pasif bir davranıştan kesin bir rıza sonucu çıkarmaz; aksine durumun şüpheli olduğunu değerlendirir. Bu nedenle, sadece mağdurun pasifliğine dayanan bir hata savunmasının mahkeme tarafından kabul edilmesi ve failin kastının ortadan kalktığına karar verilmesi pek olası değildir. Failin hataya düştüğünü iddia edebilmesi için, mağdurdan gelen pozitif ve rızayı açıkça gösteren başkaca somut eylemlerin varlığını ispatlaması gerekir.