Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/344 E. sayılı kararında, müflis şirket ve arsa sahiplerine karşı birlikte açılan davanın Tüketici Mahkemesinde görülebileceği kabul edilmiştir. Davacının sadece iflas etmiş şirkete karşı, tüketici işleminden kaynaklanan bir alacak için 'kayıt-kabul davası' açması durumunda, görevli mahkeme yine Tüketici Mahkemesi mi olur, yoksa İİK m. 235'teki özel görev kuralı tek başına mı uygulanır? Karar ışığında tartışınız.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/344 E. sayılı kararında, davanın Tüketici Mahkemesinde görülmesinin kabul edilmesinin temel nedeni, davalılar arasında bulunan arsa sahiplerinin sorumluluğunun 4077 sayılı Kanun kapsamında olması ve usul ekonomisi gereği davaların birlikte görülmesindeki yarardır. Ancak, davanın sadece iflas etmiş şirkete karşı açıldığı bir senaryoda durum farklılaşır. Bu durumda, uyuşmazlığın temelinde iki özel görev kuralının çatışması yatar: Tüketici sıfatıyla açılan dava için görevli mahkeme olan Tüketici Mahkemesi ile İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 235. maddesi uyarınca iflas tasfiyesine ilişkin kayıt-kabul davaları için özel olarak görevlendirilen Ticaret Mahkemesi. YHGK kararındaki 'birlikte görülme' gerekçesi ortadan kalktığından, iflas hukukunun tasfiye sürecini bir bütün olarak ve tek bir merkezden (iflasa karar veren yerdeki ticaret mahkemesi) yürütme amacı ön plana çıkar. İflas, tüm alacaklıları ilgilendiren kolektif bir takip yoludur ve bu sürecin bütünlüğü kamu düzenindendir. Bu nedenle, davanın temelindeki ilişkinin tüketici işlemi olması, iflas tasfiyesine özgü bu özel ve emredici görev kuralını ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla, sadece müflis şirkete karşı açılan bir kayıt-kabul davasında görevli mahkemenin İİK m. 235 uyarınca Ticaret Mahkemesi olması gerektiği sonucuna varılır.