Ramazan Yıldırım başvurusunda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun 1993 yılında terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan mahkûm olmasının, 2015-2016 yıllarındaki operasyonlar sırasında evinde meydana gelen zararın 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin edilmesine engel teşkil etmeyeceğine neden karar vermiştir? Mahkemenin bu yorumunun temelinde hangi hukuki ilke yatmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #128120

Anayasa Mahkemesi, Ramazan Yıldırım başvurusunda (B. No: 2019/29794), başvurucunun 1993 yılındaki mahkumiyetinin 2015-2016'daki zararın tazminine engel olmadığına karar vermiştir. Bunun temel nedeni, 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendinde yer alan 'bu fiillerinden dolayı uğradığı zararlar' ifadesinin yorumlanmasıdır. İdare Mahkemesi, bu hükmü geniş yorumlayarak geçmişteki herhangi bir terör suçundan mahkumiyetin gelecekteki tüm terörle ilgili zararların tazminine engel olacağını kabul etmiştir. Ancak AYM, bu yorumun öngörülebilir olmadığını ve 'kişisel sorumluluk' kavramını aşırı genişlettiğini belirtmiştir. AYM'ye göre, 1993 yılında işlenen bir suç ile 2015-2016 yıllarındaki hendek olayları arasında bir nedensellik bağı kurmak makul değildir. Başvurucunun evinin hasar görmesinde kendi kusurunun (yani hendek olaylarına katıldığının) olduğuna dair bir tespit bulunmamaktadır. Dolayısıyla, İdare Mahkemesinin yorumu 'bariz takdir hatası' teşkil etmiş ve başvurucunun mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını (Anayasa m. 35 ve m. 40) ihlal etmiştir. Temelde yatan ilke, ceza sorumluluğunun şahsiliği ve nedensellik bağının makul bir şekilde kurulması gerekliliğidir.