5237 sayılı TCK'da 'doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütünün kabul edilmesinin, kişi hak ve özgürlüklerinin korunması açısından önemi nedir?
TCK m. 35 gerekçesinde de belirtildiği gibi, eski mevzuattaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyma' gibi sübjektif ölçütler, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı nedeniyle cezalandırılması riskini taşıyordu. Çünkü suç işlemeye yönelik hazırlık hareketleri de bazen kastı açıkça ortaya koyabilir. 5237 sayılı TCK'nın 'doğrudan doğruya icraya başlama' şeklindeki objektif ölçütü benimsemesi, teşebbüsün sınırlarını daha net çizerek kişi hak ve özgürlükleri için önemli bir güvence sağlamıştır. Bu ölçüte göre, bir hareketin teşebbüs sayılabilmesi için, sadece failin zihnindeki kastı göstermesi yetmez; aynı zamanda dış dünyada, işlenmek istenen suçun kanuni tanımına yakın ve onunla doğrudan bağlantılı, somut bir icra hareketi olarak ortaya çıkması gerekir. Bu, hazırlık hareketlerinin cezalandırılmasının önüne geçerek 'suç ve cezada kanunilik' ilkesini pekiştirir (www.zulkufarslan.av.tr/5237-sayili-tck-suca-tesebbus-ve-istirak/).