Yargıtay, öncül suçun işlendiği tarihte yürürlükte olmayan bir aklama suçu kanununa dayanarak (örneğin, 2000 yılında işlenen dolandırıcılık suçundan elde edilen paranın 2006'da aklanması), failin aklama suçundan cezalandırılmasını nasıl gerekçelendirmektedir?
Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2014/4036 E., 2014/12444 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, aklama suçu (TCK m. 282), kendisine kaynaklık eden öncül suçtan bağımsız ve ayrı bir suçtur. Suçun işlendiği tarih, öncül suçun işlendiği tarih değil, aklama fiilinin (dönüştürme, transfer etme vb.) gerçekleştirildiği tarihtir. Bu nedenle, aklama fiili işlendiği tarihte yürürlükte olan kanun uygulanır. Öncül suçun işlendiği tarihte aklama suçunu düzenleyen bir kanunun olmaması, daha sonraki bir tarihte işlenen aklama fiilinin cezalandırılmasına engel değildir. Önemli olan, malvarlığı değerinin kaynağının kanunda belirtilen nitelikte bir suç olmasıdır. Bu malvarlığı değeri ne zaman aklanmaya çalışılırsa, suç o tarihte işlenmiş sayılır ve o tarihteki kanun hükümleri uygulanır. Bu, ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin genel ilkenin bir sonucudur (barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/suctan-kaynaklanan-malvarligi-degerlerinin-gelirlerinin-veya-kara-paranin-aklanmasi-sucu-cezasi.html).