Yargıtay kararlarında, 'zorunlu müdafi' atanması gereken bir davada, sanığın müdafii olmaksızın savunmasının alınarak hüküm kurulması, neden mutlak bir bozma sebebi olarak kabul edilmektedir?
Yargıtay kararlarında, zorunlu müdafi atanması gereken hallerde (örneğin, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar, sanığın çocuk, sağır-dilsiz veya akıl hastası olması) müdafi görevlendirilmeden yargılama yapılması, CMK m. 289/1-e'de sayılan 'duruşmada kanuna göre mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması' kapsamına giren 'mutlak hukuka aykırılık' hali olarak kabul edilmektedir. Bu, savunma hakkının en temel ve vazgeçilmez unsurlarından birinin ihlali anlamına gelir. Sanığın, hukuki yardımdan mahrum bırakılarak savunmasının alınması, adil yargılanma hakkını (Anayasa m. 36, AİHS m. 6) özünden zedeler. Mutlak hukuka aykırılık hallerinde, bu eksikliğin kararın sonucuna etki edip etmediğine bakılmaksızın, hükmün mutlaka bozulması gerekir. Bu nedenle, Yargıtay bu durumu re'sen (kendiliğinden) bir bozma sebebi sayar.