Laik bir devlette, toplumun bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama fiillerinin suç olarak düzenlenmesi, ifade hürriyeti açısından nasıl bir meşruiyete sahip olabilir? Bu tür bir düzenlemenin sınırları ne olmalıdır?
Laik bir devlette bu tür düzenlemelerin meşruiyeti, 'kamu barışının korunması' ve 'başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması' amaçlarına dayanabilir. Buradaki temel amaç, bir inanç grubunu diğerine karşı korumak değil, farklı inançlara sahip insanların bir arada barış içinde yaşamasını sağlamaktır. Dini değerlere yönelik ifadeler, eğer nefret söylemi oluşturuyor, belirli bir gruba karşı şiddete veya ayrımcılığa teşvik ediyor veya kamu barışını bozmaya elverişli bir kışkırtma niteliği taşıyorsa, ifade hürriyeti kapsamında korunmaz ve suç olarak düzenlenebilir. Ancak bu düzenlemenin sınırları çok dar çizilmelidir. Sadece rahatsız edici, şoke edici veya eleştirel nitelikteki ifadeler bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Sınırlama, 'tahkir, tezyif, kışkırtma, cebir ve şiddet ile tehdidin önlenmesi' ile sınırlı kalmalı, yapıcı ve hatta sert eleştirilere müdahale edilmemelidir. Aksi halde, bu tür yasalar din ve vicdan özgürlüğünü baskı altına alan bir araca dönüşebilir.