5271 sayılı CMK'nın 170. maddesinin 2. ve 6. fıkraları uyarınca iddianamede 'yüklenen suçu oluşturan olayların, mevcut delillerle ilişkilendirilerek' açıklanması zorunluluğu, hangi temel ceza muhakemesi ilkesinin bir gereğidir?
Bu zorunluluk, ceza muhakemesinin en temel ilkelerinden biri olan **'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo)** ilkesinin, soruşturma aşamasındaki yansıması olan **'yeterli şüphe'** ilkesinin bir gereğidir. Kamu davasının açılabilmesi için, soyut bir şüphe veya iddia yeterli değildir. CMK m. 170/2, dava açılabilmesi için 'suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe' bulunmasını şart koşar. 'Yeterli şüphe', sanığın yargılama sonunda mahkûm olma ihtimalinin, beraat etme ihtimalinden daha yüksek olduğunu gösteren, somut delillere dayalı bir şüphedir. İddianamede olayların delillerle ilişkilendirilerek açıklanması zorunluluğu (m. 170/4, 6), savcının elinde bu 'yeterli şüpheyi' oluşturan somut delillerin bulunduğunu göstermesini sağlar. Eğer savcı, soyut bir fiil anlatımını somut bir delille ilişkilendiremiyorsa, bu aslında 'yeterli şüphe'nin oluşmadığı anlamına gelir. Bu durumda, 'şüpheden sanık (bu aşamada şüpheli) yararlanır' ilkesi gereği, kişi hakkında dava açılmaması, yani kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi gerekir. Bu zorunluluk, kişilerin delilsiz veya zayıf şüphelerle 'sanık' sıfatıyla yargılanarak lekelenmelerini önlemeyi amaçlayan temel bir güvencedir. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/iddianamenin-savciya-aciklatilmasinin-hukukiligi)