5237 sayılı TCK'nın 53/1-b maddesi uyarınca, hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak kişinin 'seçme ve seçilme ehliyetinden' yoksun bırakılması, Anayasa'da güvence altına alınan seçme ve seçilme hakkı (Anayasa m. 67) ile nasıl bir ilişki içindedir?
Bu iki düzenleme arasında, bir temel hakkın kanunla sınırlanması ilişkisi vardır. Anayasa m. 67, Türk vatandaşlarının seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını güvence altına alır. Ancak aynı maddenin devamında, bu hakların kullanılmasının 'kanunla düzenleneceği' belirtilmiş ve 'Taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar.' şeklinde açık bir sınırlama getirilmiştir. TCK m. 53/1-b'de düzenlenen, kasten işlenen bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olan kişinin, cezasının infazı süresince seçme ve seçilme ehliyetinden yoksun bırakılması, Anayasa'nın izin verdiği bu kanuni sınırlamanın somut bir yansımasıdır. Yani, seçme ve seçilme hakkı mutlak bir hak değildir. Bir kişinin, kasten işlediği bir suç nedeniyle kamu düzenini bozduğu ve bu nedenle toplum adına karar alma süreçlerine (seçimlere) katılma ehliyetini geçici olarak yitirdiği kabul edilir. Bu yoksunluk, cezanın infazının tamamlanmasıyla sona erer. Bu düzenleme, suç işleyen kişiye yönelik bir yaptırım olmasının yanı sıra, demokratik sürecin ve kamu düzeninin korunmasını amaçlayan bir tedbir olarak görülmektedir.