Velayetin kaldırılması davasında, davalı babanın 'mesleği ve küçüğün annesinin ölüm tarihi ile dava tarihi arasındaki kısa süre dikkate alındığında, babanın çocuğunu hemen yanına almasının mümkün olmadığının kabulü gerekir' şeklindeki bir savunma, TMK m. 348 açısından nasıl değerlendirilmelidir? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımı nasıldır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #123959

Bu savunma, TMK m. 348'de aranan 'velayet görevinin ağır ihmali' veya 'çocuğa yeterli ilgiyi göstermeme' unsurlarının oluşmadığına yönelik haklı bir savunma olarak değerlendirilebilir. Velayetin kaldırılması, çok ağır sonuçları olan istisnai bir yoldur ve geçici, makul ve zorunlu nedenlere dayanan bir ihmal hali için uygulanamaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin, Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1587 E. sayılı kararında atıf yapılan bozma kararında da bu yaklaşım benimsenmiştir. Kararda; - Davalı babanın mesleğinin (astsubay) ve görev yerinin (Uludere) niteliği, - Çocuğun yaşının çok küçük olması (14 aylık), - Annenin vefatı ile davanın açılması arasındaki sürenin çok kısa olması, dikkate alındığında, babanın çocuğunu geçici bir süre için anneanne ve dedesinin yanında bırakmasının, velayet görevini 'ağır bir şekilde savsakladığı' veya 'ihmal ettiği' anlamına gelmeyeceği belirtilmiştir. Bu durum, hayatın olağan akışına uygun, zorunluluktan kaynaklanan geçici bir durum olarak kabul edilmelidir. Velayetin kaldırılması için, ihmalin süreklilik arz eden, keyfi ve çocuğun menfaatlerini ciddi şekilde tehlikeye atan bir nitelikte olması gerekir. Bu nedenle, Yargıtay'a göre bu tür bir durumda TMK m. 348'in koşulları gerçekleşmemiştir.