Suç örgütü üyeliği suçu mütemadi (kesintisiz) bir suç olmasına rağmen, Yargıtay'ın bazı kararlarında yetkili mahkemeyi 'temadinin sona erdiği yer' yerine 'eylem yoğunluğunun bulunduğu yer' olarak belirlemesi, CMK m. 12/2 karşısında nasıl bir hukuki sorun yaratmaktadır?
Bu durum, kanunun açık hükmü ile içtihadın çelişmesi sorununu yaratmaktadır. CMK m. 12/2, 'kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği yer mahkemesi yetkilidir' şeklinde emredici ve açık bir kural koymuştur. Örgüt üyeliği suçunda kesinti, üyenin yakalanmasıyla gerçekleşir. Dolayısıyla kanuna göre yetkili mahkeme, üyenin yakalandığı yer mahkemesidir. Yargıtay'ın bazı kararlarında (örneğin, makalede atıf yapılan Yargıtay 5. CD, 2018/4910 E. kararı) 'eylem yoğunluğu' veya 'örgütle irtibatlı cemaat evinin bulunduğu yer' gibi kriterlere dayanarak yetki belirlemesi, CMK m. 12/2'deki bu açık kuralı göz ardı etmektedir. Bu yaklaşım şu hukuki sorunları yaratır: 1. **Kanunilik İlkesinin İhlali:** Mahkemeler ve Yargıtay, Anayasa m. 138 uyarınca kanunla bağlıdır. Kanunda açıkça düzenlenmiş bir yetki kuralı varken, içtihat yoluyla 'eylem yoğunluğu' gibi belirsiz ve kanunda yer almayan yeni bir kriter getirilmesi kanunilik ilkesini zedeler. 2. **Öngörülemezlik ve Hukuki Belirsizlik:** Sanık ve müdafii, yetkili mahkemenin neresi olacağını kanuna bakarak öngöremez hale gelir. Bu durum, savunma hakkının hazırlanmasını ve kullanılmasını zorlaştırır. 3. **İçtihat Birliğinin Bozulması:** Farklı dairelerin veya aynı dairenin farklı zamanlarda farklı kriterler benimsemesi, yargı kararları arasında tutarsızlığa ve yeknesaklığın bozulmasına yol açar. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/orgut-uyeligi-sucunda-yetkili-mahkeme)