TCK m. 6/1-d'de avukatların 'yargı görevi yapan' kişiler arasında sayılmasının, avukatların adliyelerdeki çalışma koşulları ve mesleki faaliyetleri açısından taşıdığı önem ve uygulamadaki yansımaları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #123835

TCK m. 6/1-d'de avukatların da hakim ve savcılarla birlikte 'yargı görevi yapan' olarak tanımlanması, avukatlık mesleğinin yargı faaliyetinin kurucu bir unsuru olduğunu ve savunmanın iddia ve karar makamlarıyla eşit bir statüde bulunduğunu vurgulaması açısından büyük önem taşır. Bu tanımın teorik ve pratik sonuçları şunlardır: 1. **Statü Eşitliği:** Bu hüküm, avukatın yargının 'sacayağı'ndan biri olduğu ilkesini pekiştirir ve adliye içindeki fiziki ve mesleki muamelelerde (giriş-çıkış, ortak alan kullanımı vb.) ayrımcılık yapılmaması gerektiğinin yasal dayanağını oluşturur. 2. **Görevi Yaptırmamak İçin Direnme (TCK m. 265):** Yargı görevi yapan avukata karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit kullanılması, bu suçun nitelikli halini oluşturur. 3. **Mesleki Faaliyetin Korunması:** Avukatın, soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki rolünün (delil toplama talebi, savcıyla görüşme, dosyaya erişim) bir lütuf değil, 'yargı görevi'nin bir parçası olduğunu gösterir. Bu görevin engellenmesi, sadece bir bireyin savunma hakkını değil, aynı zamanda yargı faaliyetinin kendisini de aksatır. Ancak 'Kanun ve Kılıç' başlıklı makalede eleştirildiği gibi, uygulamada bu yasal statüye rağmen avukatların adliyelere girişte, savcılarla görüşmede veya dosyalara erişimde zorluklar yaşaması, kanuni düzenleme ile fiili durum arasındaki çelişkiyi ortaya koymaktadır. Bu durum, avukatın yargı görevini etkin bir şekilde yerine getirmesini engelleyerek adalete erişim hakkını zedeleyebilmektedir. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/kanun-ve-kilic-adaletin-kestigi-parmak-acitiyor)