İdarenin kusursuz sorumluluğu ilkesi hangi durumlarda ve hangi temel prensiplere dayanarak tam yargı davasına konu olur? Hizmet kusurunun varlığı halinde kusursuz sorumluluğa gidilebilir mi?
İdarenin kusursuz sorumluluğu, idarenin yürüttüğü hizmetin örgütlenmesinde veya işleyişinde herhangi bir eksiklik veya hata (hizmet kusuru) olmamasına rağmen, idari faaliyetin doğası gereği ortaya çıkan özel ve olağandışı zararların tazminini amaçlayan bir sorumluluk türüdür. Bu sorumluluk iki temel ilkeye dayanır: 1. **Risk İlkesi (Tehlike Sorumluluğu):** İdarenin yürüttüğü faaliyetin (örneğin, patlayıcı madde imhası, yüksek gerilim hattı işletmesi) tehlikeli olması ve bu tehlikenin gerçekleşmesiyle bir zararın doğmasıdır. 2. **Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesi:** Bir kamu hizmetinden tüm toplum yararlanırken, bu hizmetin görülmesi sırasında nedensellik bağı kurulabilen bir zararın sadece bir veya birkaç kişinin üzerinde kalmasının yarattığı eşitsizliğin giderilmesi ve zararın sosyalleştirilmesidir. Danıştay 10. Dairesi'nin 1995/2388 E. sayılı kararında belirtildiği gibi, hizmet kusurunun varlığı tespit edildiğinde, artık kusursuz sorumluluk ilkelerine dayanılarak tazminata hükmedilemez. Yani, bu iki sorumluluk hali birbirini dışlar; öncelikle hizmet kusurunun olup olmadığı araştırılır, yoksa kusursuz sorumluluk şartları değerlendirilir. (Bkz: ayboga.av.tr/tam-yargi-davasi/)