İHAM'ın Taner Kılıç (No. 2) kararında, başvurucunun Büyükada davası kapsamında kendisine isnat edilen fiillerinin (toplantı organizasyonu, WhatsApp mesajlaşmaları, insan hakları kampanyaları) neden suç şüphesi oluşturmadığına karar verilmiştir? Mahkemenin Kavala/Türkiye kararına yaptığı atıfın bu bağlamdaki anlamı nedir?
İHAM, bu fiillerin tamamının, bir insan hakları savunucusunun ve yöneticisi olduğu Uluslararası Af Örgütü'nün 'faaliyet alanı kapsamında kalan barışçıl ve yasal fiiller' olduğunu tespit etmiştir. Mahkemeye göre, bu tür faaliyetlerin, şiddete çağrı, terör propagandası veya örgütsel bir eylem olduğuna dair somut bir delil sunulmadıkça, suç şüphesi oluşturması mümkün değildir. İnsan hakları ihlallerini konu alan etkinlikler düzenlemek, bu konularda kampanyalar yapmak veya iletişim gruplarında mesajlaşmak, ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin doğal bir kullanımıdır. Mahkemenin Kavala/Türkiye kararına atıf yapması anlamlıdır. Çünkü her iki davada da, olaylar ve isnat edilen suçlar farklı olsa da, temel sorun aynıdır: Yasal, barışçıl ve sivil toplum faaliyetlerinin, zorlama yorumlarla ve delillerle desteklenmeksizin, ağır suçlamalara (terör örgütü üyeliği, hükümeti devirmeye teşebbüs vb.) dayanak yapılması. İHAM, her iki kararda da, suç oluşturmayan ve temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan eylemlerin bir araya getirilerek bir 'suç şüphesi' yaratılamayacağını, bu tür bir yaklaşımın 'keyfilik' oluşturacağını ve ifade/örgütlenme özgürlükleri üzerinde caydırıcı bir etki yarattığını vurgulamıştır. (Kaynak: ihamin-taner-kilic-no2-karari-ve-suc-suphesi-degerlendirmesi)