Bir trafik kazasında, sanığın idaresindeki kamyon ile karşı şeride tecavüz eden minibüsün çarpışması sonucu ölüm meydana gelmiştir. Adli Tıp Kurumu ve keşif bilirkişisi sanığı 'tam kusurlu' bulmuşken, Yargıtay 12. CD'nin 2014/3238 K. sayılı kararı neden bu raporlara itibar edilmemesi gerektiğini ve sanığın 'eşit kusurlu' kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir? Bu karardan çıkarılacak ilke nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #123266

Yargıtay'ın bu kararı, hakimin delilleri serbestçe takdir etme yetkisinin ve bilirkişi raporlarının bağlayıcı olmamasının önemini göstermektedir. Kararda, bilirkişi raporlarının sanığı tam kusurlu bulmasına rağmen, dosyadaki diğer somut delillerin bu sonucu desteklemediği vurgulanmıştır. Bu deliller şunlardır: sanığın 'kendi şeridinden gelen aracı görünce karşı şeride yöneldiği' şeklindeki istikrarlı savunması, bu savunmayı doğrulayan 'tarafsız tanık beyanı' ve kaza yerindeki 'minibüsün cantına ait kazıntı izi ve yönü ile araç parçalarının konumları'. Yargıtay, bu objektif delillerin, aslında kazanın oluşumunda karşıdan gelen minibüs sürücüsünün de önemli bir kusuru olduğunu gösterdiğini, dolayısıyla bilirkişi raporlarının 'oluşa uygun düşmediğini' belirtmiştir. Buradan çıkarılacak ilke şudur: Hakim, özellikle kusur tespiti gibi hukuki değerlendirme içeren konularda, bilirkişi raporlarını mutlak doğru olarak kabul etmek zorunda değildir. Dosyadaki diğer maddi delillerle (tanık, olay yeri inceleme, fiziki kanıtlar) raporları karşılaştırmalı, çelişki varsa bunu gerekçesinde açıklayarak raporların aksine, maddi gerçekliğe daha uygun bir sonuca varmalıdır. (Kaynak: cmk-madde-62-bilirkisilere-uygulanacak-hukumler)