Hasta Hakları Yönetmeliği'nde düzenlenen 'hasta mahremiyeti' kavramının, KVKK'daki 'kişisel sağlık verilerinin korunması' ile olan ilişkisini ve kesişim noktalarını açıklayınız. Bir hastanın, 'sağlık durumu hakkında hiç kimsenin bilgilendirilmemesini talep etme' hakkı, kamu sağlığını tehdit eden bir salgın hastalık durumunda da mutlak olarak korunabilir mi?
'Hasta mahremiyeti', hastanın sağlık durumuyla ilgili bilgilerin gizli tutulması ve rızası olmadan açıklanmaması hakkıdır. Bu, hem hekimin sır saklama yükümlülüğünün hem de hastanın özel hayatının gizliliğinin bir yansımasıdır. KVKK'daki 'kişisel sağlık verilerinin korunması' ise bu mahremiyeti, veri koruma hukukunun modern ilkeleri (açık rıza, aydınlatma yükümlülüğü, veri minimizasyonu vb.) çerçevesinde daha teknik ve kapsamlı bir güvence altına alır. Yani hasta mahremiyeti, kişisel sağlık verilerinin korunmasının temelini oluşturan ana ilkedir. Bir hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilmemesini talep etme hakkı (Hasta Hakları Yönetmeliği m.20) mutlak değildir. Anılan yönetmeliğin 49. maddesi, 'milli güvenlik, kamu düzeni, kamu yararı, genel ahlak ve genel sağlığın korunması' gibi durumlarda bu hakkın sınırlanabileceğini belirtir. Kamu sağlığını tehdit eden bulaşıcı bir salgın hastalık, tam da bu istisnalardan 'genel sağlığın korunması' kapsamına girer. Bu durumda, hastanın mahremiyet hakkı ile toplumun sağlık hakkı arasında bir denge kurulması gerekir. Yetkili sağlık otoriteleri, salgının yayılmasını önlemek amacıyla, hastanın kimliğini ifşa etmeden ancak gerekli önlemlerin alınmasını sağlayacak şekilde (örneğin temaslı takibi için) bu bilgileri, ölçülülük ilkesi dahilinde işleyebilir ve ilgili diğer yetkili birimlerle paylaşabilir. (Kaynak: kisisel-saglik-verilerinin-korunmasi)