Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2014/3238 K. sayılı kararında, mahkemenin, Adli Tıp Kurumu raporu ve keşif bilirkişisi raporunun aksine, sanığın 'eşit kusurlu' olduğuna nasıl karar verebildiğini, bilirkişi raporlarının hukuki niteliği ve hakimin delilleri takdir yetkisi çerçevesinde açıklayınız.
Bu durum, ceza muhakemesinde hakimin 'delilleri serbestçe takdir etme' (CMK m.217) ilkesinin ve bilirkişi raporlarının bağlayıcı olmamasının bir sonucudur. Metinde de belirtildiği gibi, bilirkişi raporları mahkemeyi bağlayıcı değil, 'delilleri değerlendirme vasıtalarından biri'dir. Bilirkişiler, özellikle de kusurluluk gibi hukuki değerlendirme içeren konularda, hakimin yerine geçemezler. Yargıtay 12. CD'nin anılan kararında, mahkemenin, sanığın tam kusurlu olduğunu belirten bilirkişi raporlarını 'oluşa uygun düşmediği' gerekçesiyle dikkate almaması gerektiği vurgulanmıştır. Hakim, dosyadaki diğer delilleri (sanık savunması, tarafsız tanık beyanı, araçlardaki kazıntı izleri gibi) bir bütün olarak değerlendirdiğinde, raporlardaki sonucun maddi gerçeklikle örtüşmediği kanaatine varabilir. Bu durumda hakim, gerekçesini kararında açıkça göstermek suretiyle, uzmanlık gerektiren teknik raporların dahi aksine bir sonuca ulaşabilir ve sanığın kusur durumunu (örneğin eşit kusurlu olduğunu) kendisi takdir edebilir. Bu, hakimin yargılama faaliyetinin özünü oluşturan bir yetkisidir. (Kaynak: cmk-madde-62-bilirkisilere-uygulanacak-hukumler)