İHAM, Taner Kılıç (No. 2) kararında, Anayasa Mahkemesi'nin başvuruyu 'açıkça dayanaktan yoksunluk' nedeniyle kabul edilemez bulmasını nasıl eleştirmiştir? Bu durum, AYM'nin bireysel başvuru yolundaki 'ikincillik' (subsidiarity) ilkesi ve denetiminin etkinliği açısından ne ifade etmektedir?
İHAM, kararında doğrudan AYM'yi eleştirmese de, vardığı sonuç (tutuklamanın 'keyfi' olduğu tespiti) ile AYM'nin 'açıkça dayanaktan yoksunluk' kararı arasında bariz bir çelişki ortaya koymuştur. Bu durum, AYM'nin denetiminin etkinliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. 'İkincillik' ilkesi, temel hak ihlallerinin öncelikle ulusal makamlar, özellikle de anayasa mahkemeleri tarafından giderilmesi gerektiğini varsayar. İHAM, ancak bu yollar tüketildikten sonra ve etkisiz kaldığı durumlarda devreye girer. AYM'nin, İHAM tarafından 'keyfi' ve dolayısıyla İHAS'a bariz şekilde aykırı bulunan bir tutuklamayı 'açıkça dayanaktan yoksun' bularak esastan incelememesi, bireysel başvuru yolunun bu somut olayda etkili bir iç hukuk yolu olarak işlemediğini göstermektedir. Metindeki yazar da AYM'nin uyguladığı 'zayıf denetimin' kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlallerinin zamanında ve ulusal düzeyde tespit edilmesini engellediğini ve iki mahkeme arasındaki standart farkını derinleştirdiğini belirtmektedir. Bu, AYM'nin suç şüphesi konusundaki denetim standardının, İHAM standartlarının gerisinde kaldığının bir göstergesidir. (Kaynak: ihamin-taner-kilic-no2-karari-ve-suc-suphesi-degerlendirmesi)