Tutuklulukta geçen sürenin, fiili infaz süresini (koşullu salıverilme tarihini) aştığı ancak bihakkın tahliye süresini aşmadığı durumlarda, metin yazarı neden tazminat ödenmesi yerine 'adli kontrol kararı verilmesine dair yasal düzenleme yapılmasını' daha isabetli bulmaktadır? Bu önerinin temelindeki anayasal ilke nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #123224

Metin yazarı, bu durumu bir miktar para ödenerek telafi edilmesi yerine, en baştan önlenmesi gereken bir hak ihlali olarak görmektedir. Önerinin temelindeki anayasal ilke, Anayasa m.19 ve İHAS m.5'te güvence altına alınan 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı'dır. Yazarın argümanı şudur: Bir kişinin, cezaevinde fiilen kalması gereken süreden daha uzun süre tutuklu kalması, 'ölçülülük' ilkesine aykırıdır ve fiilen bir haksız tutmaya dönüşmektedir. Bu durumu sonradan tazminatla gidermeye çalışmak, hem kişi hürriyetinin para ile ölçülemeyeceği gerçeğiyle çelişir hem de Devlet Hazinesi'ne gereksiz bir mali külfet yükler. Bunun yerine, proaktif bir yaklaşımla, yargılamanın herhangi bir aşamasında (istinaf, temyiz dahil), tutukluluk süresinin muhtemel fiili infaz süresine yaklaştığı tespit edildiğinde, mahkemeler tarafından re'sen veya talep üzerine tutukluluğun sonlandırılıp adli kontrol tedbirlerine geçilmesini zorunlu kılan 'emredici bir yasal düzenleme' yapılması daha isabetlidir. Bu, hem haksız fiili tutmaları hem de tazminat ödemelerini en baştan önleyecektir. (Kaynak: bihakkin-ve-fiili-infaz -surelerini-asan-tutuklulukta-tazminat)