TCK m.29'a göre, haksız tahriki oluşturan eylem ile bu eyleme tepki olarak işlenen suç arasında bir 'orantı' bulunması gerekir mi? Doktrindeki farklı görüşleri ve Yargıtay'ın bu konudaki genel eğilimini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #123218

Bu konu doktrinde tartışmalıdır. Bir görüşe göre, TCK m.29'un metninde 'orantı'dan bahsedilmediği için, tahrik eylemi ile tepki suçu arasında bir denge veya orantı aranmamalıdır. Bu görüşe göre, haksız eylemin yarattığı hiddet ve elem altında işlenen suçun, tahrik eyleminden daha ağır olması doğaldır ve bu durum haksız tahrikin uygulanmasına engel olmamalıdır. Karşı görüş ise, tahrik eylemi ile tepki suçu arasında açık bir orantısızlık bulunması halinde, haksız tahrikin uygulanamayacağını savunur. Bu görüşe göre, orantısızlık, işlenen suç ile haksız eylem arasındaki 'nedensellik bağının' koptuğunu veya failin eyleminin haksız fiile bir tepki olmaktan çıkıp, bunu bahane ederek kendi saldırgan içgüdülerini tatmin etmeye dönüştüğünü gösterir. Yargıtay'ın genel eğilimi ikinci görüşe daha yakındır. Yargıtay, her ne kadar birebir bir matematiksel orantı aramasa da, haksız fiilin niteliği ile gösterilen tepkinin niteliği arasında makul, kabul edilebilir bir oran bulunmasını ve tepkinin tahrikin sınırlarını aşan bir vahşet boyutuna ulaşmamasını aramaktadır. Örneğin, basit bir hakarete karşı kişinin canını almaya yönelik bir eylemde bulunulması durumunda, genellikle haksız tahrik indirimini ya hiç uygulamamakta ya da en alt sınırdan uygulamaktadır. (Kaynak: haksiz-tahrik-hukumleri)