Yabancı bir mahkeme tarafından Türk vatandaşı hakkında verilen vesayet (kısıtlılık) kararının Türkiye'de tanınması ve tenfizi taleplerinde, 5718 sayılı MÖHUK m. 54/b'deki 'Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması' şartı nasıl yorumlanmalıdır? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/1060 K. sayılı kararında bu konuda nasıl bir sonuca varılmıştır?
TMK m. 411, vesayet işlerinde yetkinin küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine ait olduğunu belirterek iç hukuk açısından kesin ve kamu düzenine ilişkin bir yetki kuralı koymaktadır. Ancak metinde ele alınan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/1060 K. sayılı ve Özel Daire'nin bozma kararındaki gerekçelere göre, iç hukukta kamu düzenine ilişkin ve kesin olan her yetki kuralı, milletlerarası özel hukuk anlamında 'münhasır (mutlak) yetki' olarak kabul edilemez. Münhasır yetki, devletin egemenlik haklarıyla doğrudan ilgili, yabancı bir mahkemenin karar vermesinin asla kabul edilemeyeceği alanlarla (örn. taşınmazların aynıyla ilgili davalar) sınırlıdır. Vesayet, kişinin korunmasına yönelik bir kurum olup, devletin egemenlik alanından çok, kişinin menfaatleriyle ilgilidir. MÖHUK m.10, kısıtlılık sebeplerinde kişinin milli hukukunun uygulanacağını belirtmektedir. Yabancı bir ülkede yaşayan bir Türk vatandaşının, milli hukukuna uygun olarak o ülke mahkemesince kısıtlanması ve bu kararın Türkiye'de tanınmaması, kişiyi Türkiye'de yeniden dava açmaya zorlamak anlamına gelir ki bu, kanunun amacına ve hak arama hürriyetine aykırıdır. Sonuç olarak Yargıtay, vesayet kararlarının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmediğini ve bu nedenle yabancı mahkemece verilen vesayet kararlarının, diğer şartlar da varsa, tanınabileceğini kabul etmektedir. (Kaynak: yabanci-mahkeme-kararinin-taninmasi)