CMK m.226 uyarınca sanığa 'ek savunma hakkı' verilmesi zorunluluğunu, 'yargılamanın sınırlılığı' ilkesi ve 'adil/dürüst yargılanma hakkı' bağlamında açıklayınız. Mahkemenin iddianamede anlatılan fiili, sevk maddesinden farklı bir suç kapsamında değerlendirmesi durumunda ek savunma hakkı verilmemesinin hukuki sonucu ne olur?
'Yargılamanın sınırlılığı' ilkesi (CMK m.225) uyarınca mahkeme, iddianamede anlatılan 'fiil' ile bağlıdır, ancak savcının yaptığı 'hukuki nitelendirme' (sevk maddesi) ile bağlı değildir. Mahkeme, yargılama sırasında fiilin iddianamede belirtilenden farklı bir suçu (örneğin hırsızlık yerine güveni kötüye kullanma) oluşturduğu kanaatine varabilir. İşte bu noktada, sanığın savunma hakkının kısıtlanmaması ve 'adil/dürüst yargılanma hakkı'nın (Anayasa m.36, İHAS m.6) bir gereği olarak CMK m.226 devreye girer. Sanık, başlangıçta kendisine isnat edilen suça göre savunma yapmıştır. Suçun hukuki niteliği değiştiğinde, sanığın değişen bu yeni suçlamaya karşı da kendisini savunabilmesi için ona bu durumun bildirilmesi ve 'ek savunma hakkı' tanınması zorunludur. Ek savunma hakkı verilmeden, değişen hukuki nitelendirmeye göre hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir ve Yargıtay içtihatlarına göre mutlak bir bozma nedenidir. (Bkz. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 08.01.2024, 2022/4840 E., 2024/49 K.) (Kaynak: ek-savunma-hakki-verilmesini-gerektiren-haller)