Anayasa Mahkemesi'nin Ercan Bucak (2) kararında, koşullu salıverilme tarihini aşan tutukluluğun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği belirtilirken, Yargıtay'ın güncel içtihadı CMK m.141/1-f kapsamında tazminat için 'bihakkın tahliye' tarihini esas almaktadır. Bu iki farklı yaklaşımın bir arada var olması, hangi pratik ve hukuki sorunları doğurmaktadır? Metindeki öneriler doğrultusunda, bu çelişkiyi giderecek bir yasal düzenleme nasıl olmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #123145

Bu durum, iki temel sorun yaratmaktadır. Birincisi, hukuki belirsizliktir; zira bir kişi, koşullu salıverilme tarihini aşan tutukluluğu için Anayasa Mahkemesi içtihadına dayanarak hak ihlali iddiasında bulunabilirken, aynı durum için CMK m.141/1-f'ye dayalı tazminat talebi Yargıtay tarafından reddedilebilir. İkincisi, CMK m.141/1-f'nin işlevsiz kalmasıdır; eğer koşullu salıverilme tarihi esas alınırsa, bihakkın tahliye tarihini (daha ileri bir tarih) esas alan düzenlemenin, koşullu salıverilmesi yasak olanlar dışında pratikte uygulama alanı kalmayacaktır. Metinde bu çelişkiyi gidermek için iki çözüm önerilmektedir: 1) CMK m.141'de, hangi tarihin esas alınacağını netleştiren, öngörülebilir ve belirli bir yasal düzenleme yapılması. 2) Tazminat ödemek yerine hak ihlalini en baştan önlemek amacıyla, tutukluluk süresi muhtemel fiili infaz süresine (koşullu salıverilme veya denetimli serbestlik tarihi) yaklaştığında, tutukluluğun sonlandırılarak adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasını zorunlu kılan emredici bir hükmün getirilmesi. (Bkz. 'Bihakkın ve Fiili İnfaz Sürelerini Aşan Tutuklulukta Tazminat' metni)