Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre bilirkişi raporlarının mahkemeyi bağlayıcı nitelikte olmamasının (CMK m.62-67 arası genel düzenleme) hukuki anlamı nedir? Mahkemenin, oluşa uygun düşmediği gerekçesiyle Adli Tıp Kurumu raporuna veya keşif sonrası sunulan bilirkişi raporuna itibar etmeyerek farklı bir sonuca varması mümkün müdür? Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 11.02.2014 tarihli kararını bu bağlamda değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #123143

Bilirkişi raporlarının mahkemeyi bağlayıcı olmaması, hakimin delilleri serbestçe takdir etmesi (CMK m.217) ilkesinin bir yansımasıdır. Bilirkişilik, hakimin özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda başvurduğu bir 'delil değerlendirme aracıdır', delilin kendisi değildir. Hakim, bilirkişi değildir ve dosyada tek hakim odur. Bu nedenle mahkeme, bilirkişi raporundaki tespit ve görüşlerle bağlı değildir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 11.02.2014 tarihli ve 2013/11226 E. sayılı kararında da vurgulandığı gibi, mahkeme gerekçesini açıkça ortaya koymak suretiyle bilirkişi raporuna itibar etmeme hakkına sahiptir. Kararda, taksirli bir suçta sanığın tam kusurlu olduğu yönündeki Adli Tıp Kurumu ve keşif bilirkişisi raporlarının 'oluşa uygun düşmediği', tanık beyanları ve diğer maddi delillerle çeliştiği belirtilerek, mahkemenin bu raporlara rağmen sanığın 'eşit kusurlu' olduğuna karar vermesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu, mahkemenin, dosyadaki diğer delillerle (tanık beyanı, olay yeri krokisi, kaza tespit tutanağı vb.) çelişen veya mantıksal tutarlılıktan yoksun bir bilirkişi raporunu bir kenara bırakarak kendi vicdani kanaatine göre hüküm kurabileceğinin açık bir göstergesidir. Ancak bu takdir hakkı keyfi değildir; mahkemenin, bilirkişi raporunu neden hükme esas almadığını gerekçeli kararında somut ve denetime elverişli bir şekilde açıklaması zorunludur.