İHAM'ın Taner Kılıç (No. 2) kararında, başvurucunun Bank Asya'da hesabının olması, çocuklarını belirli okullara göndermesi gibi yasal faaliyetlerin bir araya getirilerek 'suç şüphesi' oluşturulamayacağı yönündeki tespitini, 'yasallık karinesi' ve 'keyfi tutuklama' kavramları bağlamında değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #123138

İHAM, Taner Kılıç kararında, tutuklamaya gerekçe yapılan Bank Asya hesabı, çocukların belirli okullarda okuması, gazete aboneliği gibi eylemlerin, işlendikleri tarihte tamamen yasal ve meşru faaliyetler olduğunu vurgulamıştır. Bu, ceza hukukunun temel ilkelerinden olan 'yasallık karinesinden' (presumption of legality) yararlandıkları anlamına gelir. Yani, kanunların izin verdiği ve suç olarak tanımlamadığı eylemler, sonradan suç delili olarak yorumlanamaz. İHAM'a göre, bu tür yasal ve barışçıl faaliyetlerin, aralarında örgütsel bir amaca hizmet ettiklerini gösteren somut bir 'düşünsel bağlantı' kurulmaksızın, salt bir araya getirilerek 'makul suç şüphesi' oluşturması mümkün değildir. Mahkeme, bu tür bir yaklaşımla yapılan tutuklamanın, hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ve ulusal makamların kanunları 'makul olmayan' bir şekilde yorumlayarak uyguladığını belirtmiştir. Bu durum, tutuklamayı 'keyfi' (arbitrary) hale getirir. Keyfi tutuklama, sadece kanuna aykırılık değil, aynı zamanda hukukun temel ilkelerine, öngörülebilirliğe ve adalet duygusuna aykırı, temelsiz ve kötü niyetli özgürlükten yoksun bırakma hallerini ifade eder. Dolayısıyla İHAM, tek tek suç oluşturmayan yasal eylemlerin birikiminin, suç şüphesi yaratamayacağını ve bu tür bir mantığa dayalı tutuklamanın keyfi nitelikte olduğunu tespit etmiştir.