Tapu tahsis belgesine dayalı olarak açılan tescil davasının, taşınmazın imar planında kamu hizmetine (yeşil alan, İSKİ koruma kuşağı vb.) ayrılması nedeniyle reddedilmesi durumunda, davacının tazminat talebinin hukuki dayanağı nedir ve tazminat miktarı nasıl hesaplanmalıdır? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.04.2019 tarihli kararındaki 'denkleştirici adalet' ilkesi ile 'rayiç bedel' arasındaki farkı açıklayınız.
Tapu tahsis belgesi, bir mülkiyet belgesi değil, ilgilisine kişisel hak sağlayan şartlı bir zilyetlik belgesidir. 2981 sayılı Kanun kapsamında tescilin gerçekleşebilmesi için bir dizi şartın (imar planının yapılması, arsa bedelinin ödenmesi, yerin kamu hizmetine ayrılmamış olması vb.) bir arada bulunması gerekir. Taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılması, tescili hukuken imkansız hale getiren bir durumdur. Bu durumda davacının tescil talebi reddedilir, ancak ödediği bedelin iadesini talep etme hakkı doğar. Bu talebin hukuki dayanağı, borcun ifasının imkansızlaşması (TBK m.112 ve devamı) ve sebepsiz zenginleşme hükümleridir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.04.2019 tarihli ve 2017/1752 E., 2019/499 K. sayılı kararında, bu durumda hükmedilecek tazminatın taşınmazın 'dava tarihindeki rayiç bedeli' olamayacağı, çünkü davacının hiçbir zaman mülkiyet hakkını kazanmadığı belirtilmiştir. Bunun yerine, davacının ödemiş olduğu tahsis bedelinin 'denkleştirici adalet' ilkesi uyarınca güncellenerek iadesine karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. 'Denkleştirici adalet', ödenen paranın, ödeme tarihindeki alım gücünün, dava tarihi itibarıyla enflasyon, döviz kurları, ücret artışları gibi ekonomik veriler dikkate alınarak yeniden hesaplanması ve bulunan güncel değerin davacıya ödenmesidir. 'Rayiç bedel' ise, taşınmazın dava tarihindeki piyasa değeridir. Yargıtay, davacıyı mülkiyet hakkı kazanmış gibi zenginleştirecek rayiç bedel tazminatını değil, ödediği paranın alım gücünü koruyan denkleştirici adalet ilkesini benimsemiştir.