5271 sayılı CMK m.141/1-f uyarınca tazminat talebinde 'hükümlülük süresini aşan tutukluluk' ibaresinden ne anlaşılmalıdır? Bu sürenin tespitinde 'bihakkın tahliye tarihi' mi yoksa 'koşullu salıverilme tarihi' mi esas alınmalıdır? Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi'nin bu konudaki farklı yaklaşımlarını ve bu farklılığın yarattığı hukuki problemi tartışınız.
CMK m.141/1-f'deki 'hükümlülük süresi' ibaresi, Yargıtay'ın güncel içtihatlarına göre (örn. Yargıtay 12. CD, 14.06.2021, 2020/2350 E.) 'bihakkın tahliye tarihi'ne kadar geçecek toplam infaz süresini ifade eder. Bihakkın tahliye tarihi, cezanın koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik süreleri de dahil olmak üzere tamamen sona erdiği tarihtir. Bu yoruma göre, tutukluluk süresi, fiilen cezaevinde kalınacak süreyi (koşullu salıverilme tarihini) aşsa bile, bihakkın tahliye süresini aşmadıkça CMK m.141/1-f kapsamında tazminat talep edilemez. Ancak, Yargıtay'ın daha eski tarihli kararlarında (örn. Yargıtay 12. CD., 17.02.2014, 2013/27023 E.) ve Anayasa Mahkemesi'nin Ercan Bucak (2) kararında (B. No: 2014/11651), koşullu salıverilme tarihini aşan tutukluluğun 'haksız tutma' niteliğinde olduğu ve İHAS m.5 ile Anayasa m.19 çerçevesinde tazminat veya mahsup sebebi olduğu kabul edilmiştir. Bu durum hukuki bir ikilem yaratmaktadır: Bir yanda CMK m.141/1-f, bihakkın tahliye tarihini esas alırken, diğer yanda Anayasa ve İHAS hükümleri yorumuyla koşullu salıverilme tarihini aşan süreler de haksız tutma sayılabilmektedir. Metinde, bu çelişkinin giderilmesi için CMK m.141'de açık, öngörülebilir bir yasal düzenleme yapılması ve fiili infaz süresini aşan tutuklulukların önlenmesi için adli kontrol tedbirini zorunlu kılan bir mekanizma getirilmesi gerektiği savunulmaktadır.