5237 sayılı TCK m. 161/1-b'de düzenlenen hileli iflas suçunda, 'ticari defter, kayıt veya belgelerin gizlenmesi' eyleminin oluşabilmesi için, iflas idaresi tarafından bu belgelerin usulüne uygun bir şekilde istenmiş ve bu istemin sanığa tebliğ edilmiş olması şart mıdır? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını ve aradığı 'ispat' standartlarını, özellikle sanığın savunma hakkı açısından değerlendiriniz. (Yargıtay 23. CD, 2016/8411 K.)
Evet, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bir sanığın TCK m. 161/1-b'deki 'belgeleri gizleme' suçundan sorumlu tutulabilmesi için, iflas idaresi tarafından bu belgelerin teslimine yönelik bir talebin bulunması ve bu talebin sanığa usulüne uygun olarak tebliğ edildiğinin kanıtlanması gerekir. Bu, suçun maddi unsurunun ve sanığın kastının ispatı açısından kritik bir öneme sahiptir. Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımı ve aradığı ispat standartları, Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 2016/8411 sayılı kararında net bir şekilde görülmektedir: 1. Tebligatın İspatı: Öncelikle, mahkemenin dosyada, iflas idaresinin defter ve belgelerin teslimini istediğine dair yazının sanığa tebliğ edildiğini gösteren bir tebligat parçasının veya bu durumu kanıtlayan başka bir belgenin bulunup bulunmadığını araştırması gerekir. Eğer bir tebligat yoksa, sanığın belgeleri teslim etme yükümlülüğünden haberdar olduğu ve buna rağmen kasten teslim etmediği (gizlediği) söylenemez. Bu, sanığın savunma hakkının ve 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesinin bir gereğidir. Kişi, hangi yükümlülüğü ihlal ettiğini bilmelidir. 2. Defterlerin Varlığının Araştırılması: Mahkeme, sadece tebligata bakmakla yetinmemelidir. Sanığa, bu defterlerin hiç tutulup tutulmadığını, tutulduysa nerede olduğunu (muhasebeci, eski ofis vb.) sormalıdır. Gizlenen bir şeyin öncelikle 'var olması' gerekir. Şirket hiç defter tutmamışsa, 'gizleme' veya 'yok etme' suçundan bahsedilemez. Yargıtay, bu amaçla, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki noterlerden, şirkete ait ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin yapılıp yapılmadığının araştırılmasını isteyerek, defterlerin varlığının objektif olarak tespit edilmesini aramaktadır. 3. Kastın Tespiti: En önemlisi, Yargıtay, defterlerin gizlenmesinin, 'mal varlığını eksiltmeye yönelik hileli bir eylemin ortaya çıkmasını engellemek' amacıyla yapıldığının somut olarak tespit edilmesini şart koşar. Yani, sanığın sırf defterleri vermemesi yeterli değildir. Savcılık ve mahkeme, 'sanık, hangi hileli işlemi gizlemek için bu defterleri vermedi?' sorusunun cevabını dosyada somut delillerle ortaya koymalıdır. Aksi takdirde, suçun manevi unsuru (özel kast) oluşmamış sayılır. Bu yaklaşım, sanığın savunma hakkını korumakta ve hileli iflas gibi ağır bir suçlamanın, varsayımlara değil, somut ve kanıtlanmış olgulara dayanmasını sağlamaktadır.