5271 sayılı CMK'nın 193/2. maddesi, sanığın sorgusu yapılmadan bazı suçlarda mahkumiyet hükmü kurulamayacağını, ancak istisnai hallerde bunun mümkün olduğunu düzenlemektedir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2016/1744 sayılı kararında, yurtdışında işlenen bir suçla ilgili olarak, TCK m. 11/1 uyarınca 'kovuşturma şartı' (yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması) yerine gelmediği için davanın reddine karar verilmesi gerekirken, sanığın savunması alınmadan 'davanın düşmesine' karar verilmesi neden hukuka aykırı bulunmuştur? Bu durum, CMK m. 193/2'nin yanlış yorumlanmasından mı kaynaklanmaktadır?
Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin bu kararı, birden fazla usul hatasına işaret etmektedir ve evet, bu hatalardan biri CMK m. 193/2'nin yanlış yorumlanmasıyla ilgilidir. Kararın hukuka aykırı bulunmasının nedenleri şunlardır: 1. **Verilmesi Gereken Kararın Niteliği:** Olayda, sanığın aynı fiilden dolayı yurtdışında (KKTC'de) mahkum edildiği anlaşılmaktadır. TCK m. 11/1'e göre, 'yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması' bir kovuşturma şartıdır. Bu şart gerçekleşmediği için, yani sanık hakkında yabancı ülkede hüküm verildiği için, mahkemenin vermesi gereken karar, CMK m. 223/7 uyarınca 'davanın reddi'dir. 'Düşme kararı' ise, ölüm, af, zamanaşımı, şikayetten vazgeçme gibi farklı hukuki sebeplere dayanır. Mahkeme, doğru hukuki nitelemeyi yapmayarak hatalı bir karar vermiştir. 2. **CMK m. 193/2'nin Yanlış Yorumlanması:** Mahkemenin, sanığın savunmasını almadan karar vermesi de ayrı bir hatadır. CMK m. 193/2, sadece adli para cezasını veya müsadereyi gerektiren suçlarda sanık gelmese de duruşma yapılabileceğini düzenler. Ancak Yargıtay kararında vurgulanan şudur: Sanığın sorgusunun yapılması, yargılamanın temel bir ilkesidir. Bir davanın reddine veya düşmesine karar verilirken dahi, kural olarak sanığın kimliğinin tespiti ve en azından usuli konularda beyanının alınması gerekir. Özellikle, 'delillerin takdir ve tayininin gerektiği durumlarda' sanığın sorgusunun yapılması zorunludur. Yurtdışında verilen bir hükmün var olup olmadığını, bunun aynı fiile ilişkin olup olmadığını değerlendirmek, bir 'delil takdiri' gerektirir. Mahkeme, bu takdiri yapmadan, sanığın yokluğunda ve savunmasını almadan karar veremez. Mahkemenin, CMK m. 193/2'yi, sanki her durumda sanıksız yargılama yapılabileceği şeklinde geniş yorumlaması hatalıdır. 3. **Red ve Beraat Dışında Karar Verilememesi:** CMK m. 193/2, sanık yokluğunda verilebilecek kararları da sınırlar. Kural olarak, sanığın sorgusu yapılmadan mahkumiyet kararı verilemez. Ancak yokluğunda beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilebilir. 'Düşme' veya 'ret' kararları için dahi, olayın niteliğine göre sanığın dinlenmesi gerekebilir. Somut olayda, kovuşturma şartının yokluğu gibi esasa girmeden verilecek bir usuli karar için dahi, bu şartın var olup olmadığını sanığa sormak ve beyanını almak, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Sonuç olarak, mahkeme hem vermesi gereken kararın türünde (ret yerine düşme) hem de bu kararı verirken izlemesi gereken usulde (sanığı dinlemeden karar verme) hata yapmıştır.