6100 sayılı HMK'nın 109. maddesi (eski 107. madde) kapsamında açılan bir 'belirsiz alacak davası' ile 'kısmi dava' arasındaki temel fark nedir? Bir davacının, davalı ile arasında bir abonelik sözleşmesi bulunup bulunmadığının tespitini ve 'borç miktarı tam olarak bilinmediğinden şimdilik 100 TL borçlu olmadığının tespitini' istediği bir dava, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2014/1776 sayılı kararında neden 'kısmi dava' olarak nitelendirilmiştir? Bu davanın hukuki yarar şartını taşıyıp taşımadığını tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122861

**Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Dava Arasındaki Fark:** * **Kısmi Dava (HMK m. 109):** Alacağın miktarı veya değeri, davacı tarafından 'bilinmekte' veya 'bilinebilir' durumdadır. Ancak davacı, stratejik veya ekonomik nedenlerle, bu bilinen alacağın şimdilik sadece bir kısmını dava eder ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutar. Burada belirsizlik yoktur, davacının tercihi vardır. * **Belirsiz Alacak Davası (HMK m. 107):** Alacağın miktarı veya değerinin, davanın açıldığı anda davacı tarafından 'tam ve kesin olarak belirlenebilmesi objektif olarak imkansızdır' veya 'bunun kendisinden beklenemeyeceği' bir durum vardır. Örneğin, bir işçinin fazla mesai alacağını tam olarak hesaplayabilmesi için işveren kayıtlarına ulaşması gerekebilir. Davacı, bu nedenle hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirterek dava açar ve yargılama sırasında (bilirkişi incelemesi vb. ile) alacak netleştiğinde talebini artırır. **Somut Olayın Değerlendirilmesi:** Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin ilgili kararındaki dava, bir 'kısmi menfi tespit davası'dır. Davacı, bir borcun tamamının değil, şimdilik 100 TL'lik kısmının borçlusu olmadığının tespitini istemektedir. Bu dava, bir belirsiz alacak davası değildir, çünkü davacı bir alacak talep etmemektedir; aksine bir borcun varlığını reddetmektedir. Bu, hukuki niteliği itibarıyla bir 'kısmi dava'dır. **Hukuki Yarar Şartı:** Kısmi menfi tespit davası açılmasında hukuki yarar olup olmadığı tartışmalıdır. Kural olarak, bir borcun sadece bir kısmının yokluğunun tespiti, borcun tamamı hakkında bir kesin hüküm oluşturmaz ve hukuki belirsizliği tamamen ortadan kaldırmaz. Bu nedenle, genellikle kısmi menfi tespit davasında hukuki yarar bulunmadığı kabul edilir. Davacının, borcun tamamı için menfi tespit davası açması beklenir. Ancak somut olayda, davacının asıl ve öncelikli talebi, 'sözleşmenin yokluğunun tespiti'dir. Bu, bir bütün olarak hukuki ilişkinin temelini sorgulayan bir taleptir. Bu taleple birlikte, henüz hakkında bir icra takibi başlatılmamış ancak ileride başlatılabilecek olan borçla ilgili olarak, bir miktar belirterek (burada 100 TL) menfi tespit istenmiştir. Mahkemenin, öncelikle sözleşmenin var olup olmadığını (imza incelemesi vb. yaparak) tespit etmesi gerekirdi. Eğer sözleşmenin yokluğuna karar verilseydi, menfi tespit talebi zaten konusuz kalacaktı. Mahkemenin, bu öncelikli talebi incelemeden, doğrudan 'borç miktarını araştırması gerekirdi' diyerek davayı hukuki yarar yokluğundan reddetmesi, Yargıtay tarafından hatalı bulunmuştur. Çünkü davacının, varlığını reddettiği bir sözleşmeden doğan borcun miktarını araştırma gibi bir yükümlülüğü olamaz. Davacının, hukuki ilişkinin temelden yokluğunu iddia etmesinde hukuki yararı vardır.