6100 sayılı HMK'nın 314. maddesi, sulhün 'hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceğini' belirtmektedir. Yargıtay'da temyiz incelemesi sırasında tarafların sulh olması durumunda, Yargıtay'ın izlemesi gereken usuli yol nedir? Yargıtay bu durumda davayı esastan karara bağlayabilir mi? (Yargıtay 17. HD - Karar : 2017/8918)
Tarafların, dava dosyası Yargıtay'da temyiz incelemesindeyken sulh olmaları mümkündür, çünkü hüküm henüz kesinleşmemiştir. Bu durumda Yargıtay, davayı esastan inceleyip karara bağlayamaz. Çünkü 'sulh', HMK m. 315 uyarınca, görülmekte olan davayı 'sona erdiren' bir usul işlemidir. Tarafların uyuşmazlığı kendi iradeleriyle çözmeleri karşısında, mahkemenin (veya temyiz merciinin) artık o uyuşmazlık hakkında bir karar vermesine gerek ve hukuki olanak kalmamıştır. Yargıtay'ın bu durumda izlemesi gereken doğru usuli yol, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2017/8918 sayılı kararında da uygulandığı gibi, yerel mahkemenin kararını 'bozarak' dosyayı yerel mahkemeye geri göndermektir. Bu bozmanın gerekçesi, davanın esasına ilişkin bir hata olması değil, yargılama devam ederken ortaya çıkan ve davayı sona erdiren yeni bir hukuki durumun (sulh) varlığıdır. Yerel mahkeme, dosya kendisine geldikten sonra, tarafların sunduğu sulh protokolünü ve tarafların beyanlarını dikkate alarak HMK m. 315'e göre bir karar vermelidir. Yani, ya tarafların talebi üzerine 'sulh sözleşmesine göre' bir karar verecek ya da taraflar böyle bir talepte bulunmazsa, davanın sulh nedeniyle konusuz kaldığını tespit ederek 'karar verilmesine yer olmadığına' karar verecektir. Özetle, Yargıtay, temyiz aşamasındaki sulhü gördüğünde, incelemeyi durdurur, esasa girmez ve sulh anlaşmasını değerlendirip HMK m. 315 uyarınca işlem yapması için dosyayı bozarak yerel mahkemeye gönderir.