Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2018/13037 sayılı kararına göre, tüp bebek tedavisi gibi ailenin ortak ve önemli bir ihtiyacı için kadının rızasıyla bozdurulan ziynet eşyaları, boşanma halinde kadına iade edilmeli midir? Bu durumda ispat yükünün kime ait olduğunu ve Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımının altında yatan hukuki prensibi açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122836

Evet, iade edilmelidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2018/13037 sayılı kararı, ziynetlerin iadesi konusundaki temel prensibi, ailenin ortak ve yaşamsal ihtiyaçları için yapılan harcamalar özelinde de teyit etmektedir. Bu durumda ispat yükü ve hukuki prensip şu şekilde işler: 1. **Temel Prensip:** Evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları, kim tarafından ve ne amaçla takılırsa takılsın, kadına yapılmış bir bağış sayılır ve onun 'kişisel malı' niteliğindedir (TMK m. 220). 2. **İspat Yükü:** Kadının kişisel malı olan bu ziynetlerin, ortak bir ihtiyaç (tüp bebek tedavisi, evin borçları, araba alımı vb.) için harcanmış olması, kocayı iade borcundan otomatik olarak kurtarmaz. Kocanın (davalı erkeğin) bu borçtan kurtulabilmesi için, kadının bu ziynetleri 'iade edilmemek üzere' kendisine verdiğini, yani bağışladığını ispat etmesi gerekir. Kadının harcamaya rıza göstermesi, bir bağışlama iradesi olduğu anlamına gelmez. Bu, hayatın olağan akışı içinde, ailenin birliği ve mutluluğu için yapılan bir fedakarlık ve eşine verilen bir 'borç' olarak kabul edilir. 3. **Yargıtay'ın Yaklaşımı:** Yargıtay, bu tür durumlarda, erkeğin 'bu altınlar tedavi için kullanıldı, kadın da razıydı' savunmasını yeterli görmemektedir. Erkek, kadının bu harcamayı yaparken, 'Ben bu altınları sana geri almamak üzere veriyorum, bu benim de tedavimize katkım olsun' şeklinde açık bir bağışlama iradesi gösterdiğini ispatlamak zorundadır. Somut kararda da, davalı erkeğin ziynetleri tedavi amacıyla kullandığını ikrar etmesi, ancak iade edilmemek üzere verildiğini ispatlayamaması nedeniyle, ziynetleri iade ile mükellef olduğuna karar verilmiştir. Altında yatan hukuki prensip, kadının kişisel mallarının evlilik birliği içinde korunması ve ortak ihtiyaçlar için yapılan harcamaların, aksi ispatlanmadıkça, bir 'bağış' değil, bir 'borç verme' olarak kabul edilmesidir.