5271 sayılı CMK'nın 252. maddesinin 3. fıkrası, basit yargılama usulüne sanık tarafından itiraz edilmesi halinde, yeni yapılacak yargılamada mahkumiyet kararı verilirse 1/4 oranındaki indirimin uygulanmayacağını belirtmektedir. Bu düzenlemenin ardındaki hukuki mantık nedir ve sanığın itiraz hakkını kullanırken hangi riski üstlendiğini gösterir?
CMK m. 252/3'teki bu düzenlemenin ardındaki hukuki mantık, basit yargılama usulünün bir 'teşvik' ve 'karşılıklı feragat' mekanizması olmasına dayanır. Basit yargılama usulü, sanığa daha hızlı bir yargılama ve 1/4 oranında bir ceza indirimi sunarken, sanıktan da duruşmalı yargılamanın sağladığı bazı temel güvencelerden (sözlülük, delillerin huzurda tartışılması, yüz yüzelik vb.) feragat etmesini bekler. Sanık, kendisine tebliğ edilen basit yargılama usulü kararına itiraz ettiğinde, esasen bu 'pazarlığı' veya 'teklifi' reddetmiş olur. İtirazıyla, 'Ben 1/4'lük indirimi istemiyorum, bunun yerine duruşmalı yargılanmanın tüm güvencelerinden yararlanmak istiyorum' demiş olur. Bu, sanığın bilinçli bir tercihidir. Bu düzenleme, sanığın itiraz hakkını kullanırken şu riski üstlendiğini gösterir: Sanık, itiraz ederek, duruşmalı bir yargılama sonucunda daha lehe bir karar (örneğin beraat veya daha düşük bir ceza) alma şansını elde eder. Ancak bu şansı kullanırken, basit yargılama usulünün kendisine sağladığı 'kesin' olan 1/4'lük ceza indiriminden de vazgeçmiş olur. Eğer itiraz üzerine yapılan duruşmalı yargılama sonucunda yine aynı mahkumiyet kararı verilirse, sanık bu indirimi kaybetmiş olur ve cezası ilk karara göre daha yüksek olur. Bu kural, itiraz hakkının keyfi veya sırf süreci uzatma amaçlı kullanılmasını engellemeyi de amaçlar. Sanık, itirazının sonuçlarını, yani potansiyel kazancını (beraat) ve potansiyel kaybını (indirimden mahrum kalma) tartarak, stratejik bir karar vermek zorunda kalır. Eğer itiraz sanık dışındakiler tarafından yapılsaydı, sanığın iradesi dışında bir kanun yolu işletildiği için bu indirim korunarak sanık aleyhine bir sonuç doğması engellenir.