5237 sayılı TCK m. 161'de tanımlanan hileli iflas suçunun faili kimler olabilir? Bir tüzel kişinin (örneğin anonim şirket) iflası durumunda, bu suçtan dolayı cezai sorumluluk kime aittir? TCK m. 161'in gerekçesini ve Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 2016/8597 sayılı kararını esas alarak, anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri arasındaki yetki paylaşımının cezai sorumluluğa etkisini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122822

Hileli iflas suçunun (TCK m. 161) faili, İcra ve İflas Kanunu'na göre 'iflasa tabi bir borçlu' olan, yani 'tacir' sıfatını haiz gerçek veya tüzel kişiler olabilir. Bir tüzel kişinin (örneğin anonim şirket, limited şirket) iflası durumunda, tüzel kişiliğin kendisi ceza hukuku anlamında suç faili olamayacağı için, cezai sorumluluk 'tüzel kişi adına hareket eden' gerçek kişilere aittir. TCK m. 161'in gerekçesinde de belirtildiği gibi, 'tüzel kişiliğin organ veya temsilcisi olan, tüzel kişi adına tasarrufta bulunan gerçek kişiler de suç faili olabileceklerdir'. Bu kişiler genellikle şirketin yönetim kurulu üyeleri, müdürleri veya imza yetkisine sahip diğer temsilcileridir. Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 2016/8597 sayılı kararı, anonim şirketlerdeki sorumluluğun belirlenmesinde önemli bir kriter ortaya koymaktadır. Kural olarak yönetim yetkisi ve sorumluluğu tüm yönetim kuruluna ait olsa da, Türk Ticaret Kanunu (m. 367) uyarınca yetkilerin yönetim kurulu üyeleri arasında paylaştırılması mümkündür. Eğer böyle bir görev ve yetki paylaşımı yapılmışsa, hileli iflas teşkil eden eylemi (örneğin, mal kaçırma, defterleri gizleme) bizzat gerçekleştiren veya bu konuda yetkili ve sorumlu olan yönetim kurulu üyesi cezai olarak sorumlu olacaktır. Kararda da, yönetim kurulu başkanı olan sanığın tek başına temsile yetkili olduğu ve hileli işlemleri bizzat gerçekleştirdiği anlaşıldığından, sorumluluğun ona ait olduğuna işaret edilmiştir. Buna karşılık, yetki devri yapılan bir konuda, yetkisi ve fiili iştiraki olmayan bir yönetim kurulu üyesinin, sırf üye sıfatı nedeniyle otomatik olarak sorumlu tutulması mümkün değildir. Cezai sorumluluğun şahsiliği ilkesi gereği, suçu kimin işlediğinin veya kimin yetki ve sorumluluk alanında olduğunun somut olarak tespit edilmesi gerekir.