Sanığın, jandarma üsteğmen üniforması giyip, kendisini il jandarma komutanlığında görevli olarak tanıtarak 'hastaneye personel alınacağı' vaadiyle müştekilerden para alması eylemi, TCK m. 157 (basit dolandırıcılık) kapsamında mı, yoksa TCK m. 158/1-d (nitelikli dolandırıcılık) kapsamında mı değerlendirilmelidir? Bu tür bir olayda görevli mahkemenin Asliye Ceza Mahkemesi mi, yoksa Ağır Ceza Mahkemesi mi olması gerektiğini Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2014/11699 sayılı kararı ışığında gerekçelendiriniz.
Bu eylem, TCK m. 158/1-d'de düzenlenen 'kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle' işlenen nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilmelidir. Basit dolandırıcılık değildir. Bunun sebebi, sanığın sadece kendisini bir kamu görevlisi olarak tanıtmakla kalmayıp, bu iddiasını inandırıcı kılmak ve hilesini güçlendirmek için kamu kurumuna (Jandarma Genel Komutanlığı) ait maddi bir varlık olan 'resmi üniformayı' kullanmasıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, TCK m. 158/1-d'nin uygulanabilmesi için, kurumun maddi varlığının (üniforma, rozet, kimlik, resmi belge vb.) suçun işlenmesinde araç olarak kullanılması gerekmektedir ki somut olayda bu şart gerçekleşmiştir. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2014/11699 sayılı kararında da benzer bir olayda bu sonuca varılmıştır. Yargıtay, bu tür bir eylemin 'kamu kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdiri ve tartışmasının üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu' gerekçesiyle, Asliye Ceza Mahkemesi'nin 'görevsizlik kararı' vermesi gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla, bu olayda görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi'dir. Çünkü TCK m. 158'de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarına bakma görevi, 5235 sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemelerine aittir. Asliye Ceza Mahkemesi, davanın TCK m. 158/1-d kapsamında kalma ihtimalini gördüğü anda, yargılamaya devam etmeyerek görevsizlik kararı ile dosyayı Ağır Ceza Mahkemesi'ne göndermekle yükümlüdür.