Bir ölüme bağlı tasarrufun (örneğin mirastan feragat sözleşmesi) 'yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama' (irade sakatlığı) nedeniyle iptali istendiğinde, bu sebeplerin ispatı ve hukuki niteliği açısından, Borçlar Hukuku'ndaki genel irade sakatlığı hallerinden ne gibi farkları olabilir? Özellikle 'aldatma'nın, mirasçının gerçeği bilmesi halinde mirasbırakanın iradesini etkileyeceği durumlar nasıl yorumlanmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122820

Miras Hukuku'ndaki irade sakatlığı halleri (TMK m. 557/1-b), Borçlar Hukuku'ndaki genel hükümlere (TBK m. 30 vd.) paralellik gösterse de, ölüme bağlı tasarrufların niteliği gereği bazı farklılıklar ve özel yorumlar içerir. Temel fark, iradesi sakatlanan kişinin (mirasbırakanın) artık hayatta olmamasıdır. Bu durum, ispat açısından zorluklar yaratır ve mahkemenin, mirasbırakanın varsayımsal iradesini daha fazla yorumlamasını gerektirir. Özellikle 'aldatma' (hile) konusunda, miras hukukuna özgü durumlar ortaya çıkabilir. Borçlar Hukuku'nda aldatma genellikle sözleşmenin karşı tarafınca yapılır. Miras Hukuku'nda ise aldatma, feragat sözleşmesinin tarafı olan mirasçı tarafından yapılabileceği gibi, üçüncü bir kişi tarafından da yapılabilir. Önemli olan, bu aldatmanın mirasbırakanın iradesi üzerinde belirleyici bir etki yaratmasıdır. Mirasçının, mirasbırakanı aldattığı durumlar, feragat sözleşmesinin geçerliliğini doğrudan etkiler. Örneğin, mirasçının, mirasbırakana 'iflas ettim, tüm malvarlığımı kaybettim, bana şimdi bir ev vermezsen sokakta kalacağım' diyerek ivazlı bir feragat sözleşmesi yapmasını sağlaması, ancak bu bilginin yalan olması, açık bir aldatmadır. Soruda belirtilen 'mirasçının gerçeği bilmesi halinde mirasbırakanın iradesini etkileyeceği durumlar' ise daha karmaşık bir yorum gerektirir. Burada, mirasçının kendisiyle ilgili bir gerçeği mirasbırakandan saklaması söz konusudur. Örneğin, mirasçının evlilik dışı bir ilişkiden çocuğu olduğunu veya ciddi bir suç işlediğini mirasbırakandan gizlemesi ve mirasbırakanın bu durumu bilseydi, o mirasçı lehine bir tasarrufta (örneğin, feragat karşılığı yüksek bir ivaz verme) bulunmayacağının ispatlanması halinde, bu durum da bir 'aldatma' olarak yorumlanabilir. Burada kilit nokta, saklanan bilginin, mirasbırakanın serbestçe karar verme iradesini esaslı bir şekilde etkileyecek nitelikte olmasıdır. Mahkeme, mirasbırakanın hayat görüşünü, aile bağlarını ve değer yargılarını dikkate alarak, 'eğer bu gerçeği bilseydi, bu tasarrufu yine de yapar mıydı?' sorusuna cevap arayacaktır. Eğer cevap 'hayır' ise, aldatmanın varlığı kabul edilebilir ve sözleşmenin iptali istenebilir.