Takdiri indirim (iyi hal indirimi - TCK m. 62) uygulanırken, sanığın 'sırf inkârı' veya 'susma hakkını kullanması' indirimin uygulanmamasına gerekçe teşkil edebilir mi? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını, savunma hakkı ve masumiyet karinesi ilkeleri çerçevesinde açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #122808

Hayır, sanığın sırf suçu inkâr etmesi veya anayasal bir hakkı olan susma hakkını kullanması, tek başına TCK m. 62'deki takdiri indirimin uygulanmamasına gerekçe teşkil edemez. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da bu yöndedir. Bu durumun hukuki gerekçeleri şunlardır: 1. **Masumiyet Karinesi (Anayasa m. 38/4):** Her sanık, suçu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar masumdur. Sanığın kendisini suçsuz olarak görmesi ve bu yönde savunma yapması (inkâr), masumiyet karinesinin doğal bir sonucudur. Sanığı, masum olduğunu iddia ettiği için 'cezalandırmak' (yani lehine olabilecek bir indirimi uygulamamak), bu temel ilkeye aykırıdır. 2. **Savunma Hakkı (Anayasa m. 36):** Susma hakkı ve kendisini suçlayıcı beyanda bulunmama hakkı, savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının en temel unsurlarındandır. Sanığın, anayasal bir hakkını kullandığı için aleyhine bir sonuç yaratılması, yani takdiri indirimden mahrum bırakılması, bu hakkın özünü zedeler ve onu fiilen kullanılamaz hale getirir. 3. **Takdiri İndirim Nedenlerinin Niteliği:** TCK m. 62'deki indirim nedenleri, sanığın pişmanlığı, yargılama sürecindeki olumlu tavırları gibi hususlardır. Sanığın suçu ikrar etmesi, pişmanlığın bir göstergesi olarak indirim nedeni olabilir; ancak inkâr etmesi, otomatik olarak pişman olmadığının veya kötü niyetli olduğunun bir kanıtı sayılamaz. Mahkeme, takdiri indirimi uygulamamak için sanığın inkârının veya susmasının ötesinde, dosyaya yansıyan somut ve olumsuz başka davranışlarına (örneğin, mahkemeye saygısızlık, delilleri karartma çabası, mağdura yönelik olumsuz tutumunu sürdürme vb.) dayanmak zorundadır. Sırf inkâr veya susma, tek başına gerekçe olamaz.