Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/543 sayılı kararında, taraflar arasındaki sözleşmenin 'ortaklık sözleşmesi' değil, 'kazanca katılmalı kira sözleşmesi' olarak nitelendirilmesinin temelinde yatan en önemli ortaklık unsuru eksikliği neydi? Kararda, davalının her ay net bir bedel ödemeyi taahhüt etmesi ve davacının zarara katılmaması, 'eşit davranış ilkesi' açısından nasıl yorumlanmıştır?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kararında, sözleşmenin adi ortaklık olarak nitelendirilmemesinin temelinde yatan en önemli unsur eksikliği, 'affectio societatis' yani ortak bir amaca ulaşmak için 'birlikte çalışma ve çaba gösterme' iradesinin bulunmamasıdır. Kararda, davacının sadece yeri tahsis ettiği, işin fiilen yürütülmesi, tüm giderlerin karşılanması ve ticari faaliyetin tamamen davalıya ait olduğunun düzenlendiği, davacının işin yürütülmesine aktif olarak katılmadığı vurgulanmıştır. Bununla birlikte, davalının her ay net ve sabit bir bedel ile cirodan pay ödemeyi taahhüt etmesi ve davacının ticari zarara katılımına ilişkin bir hüküm bulunmaması, ortaklığın temel prensiplerinden olan 'kâra ve zarara birlikte katılma' ve 'eşit davranış ilkesi'ne aykırı bulunmuştur. Adi ortaklıkta kural, ortakların hem kâra hem de zarara katılmasıdır. Bir ortağın, ticari sonucun ne olacağından bağımsız olarak, her durumda sabit bir gelir elde etmesinin garanti edilmesi, bu ilişkinin bir ortaklık riskini paylaşmaktan ziyade, kira bedelinin bir kısmının sabit, bir kısmının ise değişken (ciroya bağlı) olarak belirlendiği bir kira ilişkisi olduğunu göstermektedir. Davacının sadece kâra katılması ama zarara hiçbir şekilde iştirak etmemesi, ortaklar arasındaki 'eşit davranış ilkesi' ile bağdaşmayan, ast-üst ilişkisine veya kiralayan-kiracı ilişkisine daha yakın bir durum yaratmaktadır. Bu nedenle mahkeme, bu mali yapının da sözleşmenin kira sözleşmesi olduğuna dair güçlü bir karine teşkil ettiğini kabul etmiştir.