8. Yargı Paketi ile CMK'da yapılan değişiklikle, istinaf ve temyiz başvuru sürelerinin 'tefhimden itibaren' değil, 'gerekçeli kararın tebliğinden itibaren' iki hafta olarak belirlenmesi ve 'süre tutum dilekçesi' uygulamasının kaldırılması, adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı açısından ne anlama gelmektedir? Bu değişikliğin gerekçelerini ve pratikteki sonuçlarını analiz ediniz.
8. Yargı Paketi ile istinaf (CMK m. 273) ve temyiz (CMK m. 291) başvuru sürelerinin, hükmün tefhimi (yüze karşı okunması) ile değil, 'gerekçeli kararın tebliğinden itibaren' iki hafta olarak başlaması yönündeki değişiklik, adil yargılanma ve savunma hakkını güçlendiren önemli bir adımdır. Eski uygulamada, süre tefhimle başladığı için, taraflar henüz kararın gerekçesini bilmeden, neden kanun yoluna başvurduklarını detaylı olarak izah edemeden, sadece süreyi kaçırmamak için 'süre tutum dilekçesi' adı altında kısa bir dilekçe veriyorlardı. Gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra ise ayrıntılı kanun yolu dilekçesi sunuluyordu. Bu durum, hem usul ekonomisine aykırıydı hem de savunma hakkının etkin kullanımını zorlaştırıyordu. Yeni düzenlemenin temel gerekçesi, taraflara ve avukatlarına, mahkemenin kararını hangi hukuki ve fiili gerekçelere dayandırdığını tam olarak öğrendikten sonra, bilinçli, kapsamlı ve etkili bir kanun yolu başvurusu hazırlama imkanı tanımaktır. Bu, Anayasa'nın 36. maddesindeki 'adil yargılanma hakkı' ve 141. maddesindeki 'gerekçeli karar hakkı'nın doğal bir sonucudur. Pratikte bu değişiklik, 'süre tutum dilekçesi' zorunluluğunu ve uygulamasını ortadan kaldırarak usulü basitleştirmiş, tarafların kanun yolu sebeplerini tek bir dilekçede ve gerekçeli kararı analiz ederek sunmalarına olanak sağlamış, böylece daha nitelikli bir yargısal denetimin önünü açmıştır.